Sabaha kadar uykusuzluk seansları devlet kararıyla sona erdi. Çok hafif bir rüzgarda kendiliğinden ortaya çıkan ağaçlar bayrak gibi salınıyordu. Şehrin trafiksiz yanının kuzeye bakan cephesindeydim. Perdeler şekilsiz. Pantolonlar jilet ütülü. Biraz daha bu şekilde sakin akmaya devam ederse hayat, delirebilirim. Sırtı bana dönük olan herkesi sen sanmaya başlayabilirim. Kesin çizgilerle birbirinden ayrılan bahçelerin kedilerini çalabilirim. Yapabilirim, bilirsin beni. Ama yapmıyorum. Kendimi tutuyorum.
Ezber bozan tekrarsızlığın müziksiz köşelerinde uyku denemelerim devam ediyor. Bir palyaçodan korkmayacak kadar büyüdüm. Her şey karelere bölünmüş. İstemsiz olarak çizgilere basmamaya çalışıyorum bu aşkın üzerinden gözlerimle geçerken. Aşk dediğim; özlemek seni biraz. Hatırlamak ve unutmak. Çabalamak en azından.
Kirli sepetinin kapanmayan kapağı insanlıktan çıktığınızı size hatırlattığında pisliğini örten bir kedi kadar bile ahlaklı yaşayamadığınızı fark edemeyeceksiniz. Gözlüklerinizin parmak izine bulanmış camlarını kazağınızın içine silmeyeceksiniz. Bu pisliği görmemek için daha çok pisliğe bulanmak… Birbirine sarılmaktan korkan toplumlarda olur sadece bu. Kollarımı açıyorum, kucaklayabileceğim bir kendim bile yokum ortada.
Son günlerde kalan sigaraları saymak gibi bir huy edindim. Yaktığım sıfır kilometre sigaranın ardından paketi her sayışımda dokuz çıkıyor. İşaretlerden anlam çıkartacak kadar umut yüklü değilim. Yağmur beş gün daha yağarsa diye dilek diledim ama. Beş gün daha yağarsa bu yağmur, belki seni affedebilirim. Belki beni özleyebilirsin. Belki yeniden denerim. Dönerim. Dönmekten başım döner vaziyette kucağına gömülmüş bir kediye dönüşebilirim. Ama yapmıyorum. Kendimi tutuyorum.
Tasvir edilemeyecek kadar vasat zakkumların yapraklarında biriken sarı böcekleri izledim. Bir kışı daha kaldıramaz bu gariban, donar gider bu sene dedim. Aynaya baktım ne göreceğimden emin. Aynaya baktım ne görmeyeceğimi bilerek. Bulaşıkları uzun uzun yıkadım. Suyla oynamak arındırıyor insanı dertlerinden. Ojelerimi kemirdim, tırnaklarımı dibinden kestim. Bir gün daha geçirdim, amaçsız.
Kadının saçı peruk olamayacak kadar yapay. Adam kadının elini sevecenlikten uzak bir köpeğin tasmasını kavrar gibi kavramış. Oysa kadın sadece düşmeden yürümeye çalışıyor. Zihni bomboş, aklında yanındaki adam dahil hiçbir adam yok. Adamın yüzüne seneye de giymesi için bir numara büyük alınmış bir bıyık iliştirilmiş. Öpüşüyorlar mıdır hala acaba? Kadın iğreniyor mudur?
Çok saatler sonra bir kamyon gök gürültüsü gibi camları inleterek sokağı delip geçti. Kumrular konacak ağaç ararlarken bir an durup düşündüm ben de. Nereye kaçabilirdim? Nerede saklanabilirdim? Rüyamda bir parkta ördekleri besliyordum. Orası güvenli midir? Yani orada dursam, yanımdaki adamla hiç konuşmadan, göz göze bile gelmeden tüm gün ördekleri beslesem, bağışlanabilir miyim? Ya da ben, konuşmadan durabilir miyim? Ama yapıyorum. Kendimi tutuyorum.
Kalan kahveyi döktüm. Kimse gelmeyecek.Ölürsem kapımı kim kırıp beni huzura erdirecek diye bir düşüncem yok. Ölürsem, ölmüş olurum. Unutmuş ve tazelenmiş. Hiç olurum. Öbür dünyanın yokluğunu kendimce kanıtlamış ve sizi geri zekalılar, hangi günahınızın bedelini ödemek için bunca dua diye kurtlarımla sizi aşağılıyor olurum. Saygı duyulmayı hak etmeyen, sevilmekten beş durak ötede duranlarınıza nah çekerim.
Tüm ormanı benim için mi yaktın sevgilim, ne şekersin… tüm bu kuşları, sincapları, ağaçları, gökkuşağını? Nasıl da seviniyor orospu. Ruhunun kanıyla aynada beslediği canavar koruyor çünkü onu. Kemikleşmiş hissizliği kurşun geçirmez bir hal almış. Can yakacak artık, yanmayacak canı. Sonra onun elinden geçenler de bir bir ona dönüşecekler. Yeryüzü hissizleşecek. Yağmur bile yağmayacak hatta. Sulandırıp kullanamayacaksınız günahlarınızı. Ben de öyle elbette. Hepimiz öyle. Keskin tadı boğazımızı yakacak, midemizi kaynatacak, bağırsaklarımızı kanatacak. Sifonu çekerken bu kimin yüzüydü diye düşüneceksiniz. Ben de öyle elbette, hepimiz öyle. Ama yapmıyorum. Kendimi tutuyorum.
İnansaydım, aşık bile olabilirdim. Bu kadar gereksiz planlara, detaylara, anılara bürünmeseydim. Herkes mutlu, herkes mutsuz… Bana ne bundan? Ben mutlu muyum? Başım ağrıyor mu? Kim düşünüyor bunları? Değişebileceğime inanabilseydim, önemsemezdim; aşık bile olabilirdim. İnsanlar el ele kol kola. Bir ben yalnız değilim elbette. Kendimi yalnız bile hissetmiyorum. Başkalarının hatalarına dikkat etmekten kendimi boka buladığımı fark edebildiğim için nefes almıyorum yanınızda. Bu insandan izole evin kuzeye bakan cephesinde senin geçmeyeceğin yolları seyrediyorum. Bir gün bir trene atlayıp hatıralarımızı delip geçeceğimin hayalini kuruyorum. Beni göremeyeceğin, bana yetişemeyeceğin bir tren tasarlıyorum kafamda. Biliyorum, özlemem normal aslında. İnansaydım… Aşık bile olabilirdim. Sana veya bir başkasına. Üç noktalı, iki noktalı ya da hiç noktalı cümlelerimle kendimi köşeye sıkıştırmayacağımı bilseydim. Düzelebileceğime inanabilseydim…
Giden sevgili için üzülme seansları devlet kararıyla sona erdi. Zarftan çıkan UNUTUNUZ yazısı beni büyüledi. İçimden fırlayan Akis, çaktı tokadı yüzüme. Geri zekalı karı, onların oyunu bunlar dedi. Geri zekalı karı, nasıl düşünebilirsin yeniden aldanmayı?