Yatağın altındaki kutuda uykudasın,
Aynı zamanda dolabın içinde bir askıda sallanıyorsun.
Yastığımı kavramışsın orospu çocuğu,
Dokumda, dokunuşlarımda, rüyalarımda salınmaktasın.
Şimdi biliyorum ki gözlerini benim gözlerimden gören,
At sikine bile anlam yükleyerek ona âşık olabilecek,
Küçük ve sevimsiz,
Küçük ve biçimsiz,
Küçük ve bilinçsiz,
Küçük ve nedensiz kadınlarla sevişmektesin.
Ama yarın bu evden,
Bu zihinden…
Bir şekilde içine işlediğin bu bedenden,
İçtiğim her şeyden, yediğim her şeyden!
Milyonlarca gereksiz detayımın içerisinden,
Köprücük kemiğine takılı kalan gözlerimden,
Kulak memene yapışan ellerimden,
Ensende soluyan nefesimden,
Siktir olup gidiyorsun.
Ölümsüzlüğünü senin ellerinde kazanmış bir yarı-tanrı,
Olmak mıdır cesaretimin sebebi sanıyorsun; yanılgı…
Düşerim, ne sen tutabilirsin ne de bir başkası.
Yaşaması kolay şehirlerin meşhur zeytinyağlarına bulanmışçasına kayarım,
Kanarım da.
Ağzım, burnum, tırnaklarım…
Omzum, göğsüm, diz kapaklarım…
Bir dönem biz dediğim ve kurak arazilerde yetiştirdiğim ağaçlarım
Yakarım!
Külleri gibi yaşanılanların,
Düşerim, ne sen tutabilirsin ne de bir başkası.
Açıkçası:
Kurtarılmış bir hayata hatayla başlamanın pişmanlıkları,
Beni iyice çürütmeden söküp alacaksın bulaştırdıklarını.