BİR GÜN BATIMIDIR TEZGAHTAN DÜŞEN PORTAKAL

Saat altıydı ve hava yine karanlıktı.

 Şehre akli dengemin yerinde olduğunu belgeleyecek bir doktorun odasına girer gibi büyük tereddütleri sırtlayarak usulca girdim. Bavulum her zamankinden çok kin ve her zamankinden çok kimin bu çileler acaba doluydu. Ağzımda tadını kaybetmiş bir sakızı nereye tüküreceğimi bilemez halde insanlardan uzaklaşmaya çalışıyordum. Çöp tenekeleri rüzgârda sallanıyordu, şehir kuşsuz ve kuşkusuzdu.  Bavulumun tekerleği neden orada olduğunu kimsenin anlayamayacağı ve kimsenin de sebebini açıklayamayacağı halıya takıldı. Sırtımdaki ter, bu sarsıntı ile belimdeki gamzelerden birinde dinlenmeye başladı. Kaburgalarımın içine hapsolmuş kalbim silah yakalamış bir dedektör gibi ikaz vermeye başladı. İki büyük köpek kulaklarımda havlıyordu, şimdi yakalanmıştım işte. Şimdi kendime, kendi bozduğum yeminlerime yakalanmıştım. Burada ne işim vardı benim, geri dönme kararı alabilmek için çok mu ilerlemiştim? Arkamı dönüp geldiğim yöne baktığımda birden başım döndü. Ucu bucağı gözükmeyen bir koridordu sanki geliş yolum ve insanlar yerlerinde durmuş sadece boyunları büyük, gözleri gözlerime hiç ama hiç bakmadan beni yargılıyorlardı. Mahkeme kararı geri dönüşümü yasaklıyordu, gitmekte serbest, dönmekte imkânsızdım.

Şehre çalıların arasındaki vahşi yavru kediyi korkutmamak için çıt çıkarmadan ilerleyen çocuklar gibi nefesimi tutarak girdim. Saat altıydı ve hava yine karanlıktı.