Bir lekedir şimdi gördüğüm bu görüntü. Kimin yaşanmışlığı bu, sahipsizliği kimin?
Teki bulanık ve teki aralık bakan gözümle tülün üzerinde ölüp kalmış sineğe dalıyorum. Gördüğüm her şey şekeri düşmüş bir ihtiyarın gözlerinden. Sinek, sanki her an hareket edebilecekmiş gibi duruyor. Kat hizmetleri bilmediğim bir dille kapıyı çalarken yorganı ayaklarımı açıkta bırakacak kadar başıma çekiyorum. İçimden küfrediyorum. Dışımdan etsem anlayacaklarmış gibi sanki.
Bisküvinin kutunun içerisinde kalan kırıntıları işaret parmağımı yalayarak bir araya topladım. Şükrettim, şükretmek yoksunlara mahsus. Bavulun dibinde posası kalmış bir ihtiyar gibi duran son temiz ve buruşuk elbiseyi de alıp banyoya girdim. Fayanslardaki sabun artıkları fal bakmaya müsait bir hal almıştı. Başımın üzerinde uçuşan yarasaları elbiseyle kovaladım. İlk adımım kaygandı, başımı küvetin köşesinde affedilmeyi dileyen bir çocuğun annesinin dizine ani kapanması gibi dayadım. Her şey uğuldamaya başladı, çanlar uzaklaştı ve gölgeler yakınlaştı.
İmdat zilinin ipi, olabildiğince uzağımdaydı. Şakağımdan kulağıma damlayan kan, sıcaklığını yitireli uzun zaman olmuştu. Sabuna ve soluğa dokunmadan küvetten doğruldum. Varlığı bir işe yaramadığı için kesilebildiği kadar kısa kesilmiş saçlarımı elimle taradım. Nefesimi gerçek sahibinin ellerine bıraktım. Nemli elbiseyi üzerime geçirdiğim gibi odadan çıktım. Anahtarlarım büyük ihtimalle odadaydı. Anahtarlarım, kim olduğum, nereye ait olduğum, teki yatağın içinde uyuyan çoraplarım… Her şeyim odadaydı. Bir ben dışarıdaydım. Dışarısındaydım hayatımın. Tamamen hatasız ve gerekenden fazla vicdansızdım.
Gel artık dedi. Şimdi seninle konuşmanın sırası değil bakışı attım gökyüzüne. Beni duymadı, beni anlamadı. Gel artık dedi. Bilmiyorsun, ben bir süredir başka bir ülkedeyim, geri gelmeyeceğim. Kilisenin bahçesinde birkaç yosunlu mezar vardı. Ruhunafatihasız da ölünebiliyor işte diye düşündüm. Ruhunafatihasız da çürüyebiliyoruz. Birkaç kilitsiz bisiklet bana göz kırpıp duruyordu, dikkatimi dağıtmayın, dikkatimi dağıtmayın; yapmayın. Bisiklete de binemem ki ben hem. Sadece düşebilirim, bu benim en büyük meziyetim.
Parmaklarım kaşınıyordu. Çamura bulanmış ayaklarım su toplamıyordu sanki, tomurcuklanıyordu. Hayali kurşunlarından kaçıyordum birilerinin. O birileri ki, belliydi, beni hiç sevemiyordu. Nehre atladım; bulanık ve soğuk. Bu, ağzının içerisinde öfke gizleyen birinin gözleri gibi. Kollarım yorgun hatıralarımı benimle birlikte sağa sola sürüklemekten, yüzemiyorum. İşin tuhafı batamıyorum da, öylece sürükleniyorum. Güneşin üzerine çektiği bulut perdeleriyle, tanrı son kıyağını da yaparak zaten yarım yamalak gördüğüm önümü kararttı tamamen. Yağmur yağacak, daha temiz ıslanacağım.
Benim adım … dedi. Memnun oldum şeklinde başımı sallarken kolum benden izinsiz …’ya uzandı. Şimdi adımı söylemem gerekecek. Şimdi adımı, adımın anlamını, kim olduğumu, neden burada olduğumu, nereye gideceğimi, kimlere sığınıp kimlerden kaçtığımı söylemem gerekecek. Adımı hatırlasaydım gerisi gelirdi eminim ki. Ancak sadece kendi adımı da değil, bana ait kim varsa hepsinin adını unuttum. Hepsinin yüzleri birbirine benzedi. Hepsinin kokuları ekşidi. Bir tek …’nin kokusu vardı yeryüzünde, dayanılmaz ve inanılmazdı.
Boynumun aynı yerinde, aynı şekilde beliren kırmızı leke bana sadakatini bir kez daha ispatladı. Yıllardır beni terk etmeyen bir o var bir de huzursuzluklar. Vitrin camlarından kendime bakıyorum. Bu cümleleri bana kuran ve beni bu cümleleri kurmaya zorlayan da kim? Gülümsüyor, onu tanımıyorum. Ama koşarsam mutlaka eksik bir kaldırım taşına takılırım, yarım yamalak yuvarlanırım. Ama koşarsam mutlaka freni patlak bir araba öper beni kuytularımdan, çok utanırım.
Olmaz sanıyordum, bilmiyorsun, ben bir süredir başka bir ülkedeyim. Geri gelmeyeceğim. Bir masala inandırdım kendimi, bacaklarımı kesseler hissetmeyeceğim. Bilmiyorsun dedim, gel artık deyip durma boşa. Farkında değildin ve birini yarattın. Farkında değildin ve ben ona çok alıştım. Başka bir sesle konuştum, daha başka cümleler kurdum. Kendi belime sarıldım ve ona âşık oldum. Kendi elime tutundum ve doğruldum. Bir süredir başka bir ülkedeyim, beni soluk geçmişime bağlayan anahtarlarımı ve yarım yanlarımı odada unuttum.
Bir lekedir şimdi gördüğüm bu görüntü. Kimin yaşanmışlığı bu, sahipsizliği kimin?
Benim değil artık, artık benim değil.