FARK ETTİM Kİ SUZ SIZDIRMAK ZORUNDA DEĞİL HER ÇATLAK

 Perişan ediyor bazı günler gecelerini. Düşünürsem bir çıkış yolu bulabilirmişim gibi sanki. Dönme dolaptan şehrin en güzel kıyısına bakıyorum, mide bulantısı olmaksızın. Her sabah aynı sise çıkan yokuşu anımsıyorum, herkes kokuyordu. Çok suratsızdım. Sanmam, çirkinlikten ölecek kadar abartmadım hiçbir şeyi. Sanmam, sanrılar tüm gün mutfakta oturuyor olamaz. Göz kırpıyor, düşündüğümden daha kirpikliymiş bakışları. Böyle yaparsan diyesim geliyor. Böyle yaparsan dökülür tüm küllerim. Koyunlar çitten atlayamıyor böyle zamanlarda bir de. Her günün ardı bir ayın tam da ortasına çıkıyor. Bilmezsin, bilemezler ama benim aylarım hep yirmi üç çekiyor. Işık silikleşiyor, şimdi geçecek işte hepsi. Hepsi hepsinin birer kopyası bu güllerin. Kıvrımları anlamsızlaşan dudaklara dalıyor gözüm. Dövülmüş et gibi, biraz da lezzetsiz gibi hepsi. Hangi kurbağayı öpsem prensese dönüşür. İçimdeki çöplüğe dadanıyor kedilerim, şimdi olmaz hayır. Şimdi tam da buradan kalkıp başka bir noktasızlığa gitmeyeceğim. Sonu yok ki, neresine noktalar iliştireyim bitirememişliklerimin? Soru işaretleri kulaklarıma küpe. Olmasaydı ne olurdu sanki, sanki başka ihtimal mi vardı çok ihtişamlı aynaların karşısında? Tüm ampulleri patlıyor kasabalarımın. Yıldızı hiç bir geceye gömülüyorum. Nasıl olsa sabah olacak. Ayarsız ateşler sağa sola saçılıyor, yanmaz ki gözyaşları, neden üzülüyorum? Bir depremin en kusursuz sıçrayışıdır evden eve. Kapıyı tıklatıyorum, kendim bile duyamıyorum bunu. Varlığımı neye armağan edeceğimi bilmeden vagonları geziniyorum. İs doluyor ciğerlerime zaman zaman. Şimdi tutunduğum eli bıraksam düşerim işte. Şimdi yer yarılır lava bürünürüm. Neyi düşünsem hepsi aynı son. Rüzgâr pencereyi titretiyor. Sokaktan biz yüklü bir kamyon da geçmiş olabilir. Belki bir sus borusu patlamıştır, çocuklar mutludur. Anneler huzursuz, babalar gururludur. Olduğum yerde dalgalanıyorum. Dibimden kul çıkartacak bir tanrı da var olmadı henüz. Saate bakıyorum, bir şeyler hep geçiyor. Kırk bir numaralı perondan kalkacak otobüslerin tamamı gecikiyor. Birkaç dakika daha için yoruyorum gözlerimi. Şehrin en uzak kıyısına bakıyorum, neden yoklar? Burası bir başka hatıraya da benziyor. Evler daha küçüktü. Sular daha derindi. Yosunlar daha yeşil ve taşlar daha gri. Huysuz ihtiyarlar genç kızların kalçalarında göz dinlendirir, çocuklar dondurmalarını eritirlerdi. Sesini anlayamadığım biri konuşurdu, konuştuklarını anlardım. Yastıkların krem koktuğu ve saçlarda tuz parıltılarının aldatıcı etkiler yarattığı gecelerde erken uyurdum. Çünkü çocuktum ve çekirgelerden korkuyordum. Birinin henüz dokunmadığım sesleri var. Kadehlerde kalmış su kokuları ve radyoda bilinmez dillerde cızırtılı şarkı. Hatırı yok böyle zamanlarda bazılarının. Elmacık kemiğime gidiyor elim. Burada bir tarih gömülü, sen bu toprağa gömüleceksin diyorum içimden. Kendi ellerine gömülen akılsız baş sahiplerinin gözleri ve tıkalı burunları. Kimse ağlamayacak, benden ve takalardan başka. Taklacı güvercinlerin en beyaz tüyleri ve şişkin kursaklarında uykuya dalacağım, geçecek birer birer. Dur şimdi yapmayalım, bu anı bozmayalım diyebileceğim bir şeyi bekleyeceğim. Döne döne tırmandığım bir dağın eteklerindeymişsin oysa. Ben oraları hep tarla sanıyordum. Tonla buğdaydır diyordum, tonla rüyadır. Bulutsuzluktan ağrıyor başım. Çok biçimsiz bir atlayışın sırtımdaki kızarıklığı oluyorsun. Perişan ediyor bazı günler gecelerini. Gömme dolaptan nehrin en serin derinliğine bakıyorum. Ensenin kokusu ve ellerime büyük gelen ellerini düşünüyorum. Eminim ki ağzın biraz aralık ve tenin sıcak. Eminim ki yanımdasın ve çözümsüzsün. Böyle yaparsan diyesim geliyor. Böyle yaparsan dökülür tüm küllerim. Hem benim, bu benim dediğim her şey kendisine ait. Birazdan uyanacağımı bilerek paslı askıyı şah damarına monte ediyorum hiç de nazik olmayan bir hareketle. Her şey şekil değiştirmeye başlıyor, sen bile. Mutsuz çocuk dudakların tanrısal bukleler oluveriyor alnında. Kolların karnımda ağırlaşmış birer kayaydı misal, ama şimdi sıcacık ve sensin. Belim ağrıyor diyorum içimden. Sen onaylar gibi derin bir nefes alıyorsun. Rüya gördüğünü gizleyen bir yanın da var sanki. Yanımda farkında olmadan kelebek diriltiyorsun. Uçuşan binlerce toz var, açamam gözlerimi şimdi. Kâbusun son karesi de işaret parmağımdan çıkıp gidiyor. Saat bunca mutluğunun ardından gelebilecek olan mutsuzluktan korkma vaktini vuruyor. Hiç uyanmazsan da bozulmaz bu an. Ama gözlerimi kapayıp bu kareyi beynimde bir yerlere hapsediyorum. Böylesi en zararsızı. Öğle uykusuna direnen ve sonunda yenilen bir çocuğun dingin nefes alışları var sende. Birazdan uyanacak ve bir anlığına beni yadırgayacaksın. Ardından sadece benim var olduğuna inandığım bir gülümseme yerleşecek burnunla ağzının tam ortalarında bir yere. Bunlar saniyelik ölüp dirilişlerim işte benim. Hayır, bu sefer bunların hiçbirini hiç etmeyeceğim.