Kediler uyumamışlardı. Uyumaya da niyetleri yok gibiydi. Raşitizm şehre hâkimdi, insanlar tenekelerinde yaşıyor, zaman zaman da çürüyorlardı kendi başlarına. Duygular törpülenmişti ve artık aşk, kangren bir güvercin bacağıydı. Onu kesip almalıydı, o yayılmamalıydı, kararmamalıydı. Bir sigara daha yakılmamalıydı efkârla. Efkâr kar yağmadıkça kaybolamıyordu, gömülemiyordu.
Sesin tanıdıktı çok. Arka masamda ilgimi çekebilecek bir konuşma yapmıştın belki bir gün, ya da yolda kınadığım kadar acizce bloklaştırıyordun kadınlarını. Şarap sirkeye dönüyordu ve biraların da asidi kaçmıştı. Zaten bardağın yarısı da köpüktü. Dolu olan kısmı gördüm ve onu da tükettim. Barda kedilerden başka ayık kimse yoktu. Bir de ben vardım, kafam yaşanamamışlıklardan dolayı güzeldi. Kalktım evime gittim. Hangi meridyende yaşadığını hatırlamıyordun sen. Aklım sendeydi, aklım esirdi.
Kusma krizimde tanıdım seni. Seni bana gönderen her neyse, teselli bulmamı istemişti belli ki. Gündemimde paranoya vardı. İnanıyordum sana ama düşünceler işte. Düşünmeye hakkım yok muydu? Hemen bir taksi bulup kendimden ve geçmişten çok uzaklara gitmeliydim. Ancak sokakta kedilerden başka kimse yoktu. Seni özlemek zorunluluktu. Suydu seni özlemek ve temmuzdaydık işte. İster istemez. Susuyordum.
Birkaç hecende başkalarının gölgesini görsem de, gözümü kör edip algımla oynadım. Film şeritlerine jilet attım. Hafızamın bir kısmını karaladım. Kibrit kutularındaki tırtılları dut ağaçlarına saldım. Yani sen de ben de gönül rahatlığıyla ölebilirdik artık. Yalansızlık ispat edilmişti kendilerimizce. Bir kere daha deneyecektik ve bu son olacaktı. Kendimizi kandırmakta ustaydık, biliyorduk bunu ama yine de… Seviyorduk, en azından sevdiğimizi hissediyorduk. Bana göre bu teslimiyetti, sığınıştı. Bu her şeyi feda edebilme gücüydü.
Kalktım gözlerimi kaplayan tozu sildim. Hiç görmediğim yüzüne bir daha baktım. Sende tanıdık kimse yoktu ve bu iyi bir başlangıç olabilirdi. Geçmişi kâğıt gemilere bindirip kanalizasyonlara saldım. Evet, bu güzel bir başlangıç olabilirdi. Adına aşk denebilirdi. Şehir derin bir oh çekerdi ve artık tüm uykusuz kediler de uyuyabilirdi.
Çünkü sen kesilmiş kangren bacağımla bile sevebiliyordun beni. Bende çirkin bir şey kalmamıştı, yarımdım ama iyiydim. Sense uzaktın sadece. Kilometrelerle değil, zamanla ölçülen bir uzaklıktaydın. Seni görmeden ölmeyeceğime dair kendime söz verdim. Sigaram izmarite dönüştüğünde ruhuna sarılıp uyumayı planlıyordum. Çünkü ikimizin de meridyenine güneş göz kırpmıştı çoktan. Artık kediler uyuyabilir ve biz kendi içlerimizde diz çöküp, “Huzur mu bu?” diyebilirdik, şükreder gibi…
Seni düşündükçe tanrı yankılanıyordu.
(2008)