İleride özleyeceklerine doğru atacağın her adımda dikkatli olmalısın.
( Bunu bana vicdan azabın mı söylüyor? Yoksa sen çoktan sustun da bu inleyen benim kendi ayak seslerim mi?)
Geçip giden geçip giden geçip giden hiçbir arabanın plakasını aklında tutamıyorken, anılar anılar anılar anılar, fazla gelir; taşıyamazsın.
( Ben kısa görüntüleri biriktiriyordum hafızamda, hep yarım gülüşmeler ve yarım kalan hikâyeler üzerine bir çalışma yapıyordum. Dikkatim dağınıktı, tam odaklı sevemiyordum.)
“Bensenineremegizleyeceğimibilemiyorum” diyor dişlerim sinsi sinsi. Günlerden pazartesi. Kimi günler bir perşembe bekliyorum, kimi günler bir çarşambadan korkuyorum.
Onu uçuşamayacak ağırlıktaki perdelerin arkasında da gizleyebilirsin.
Onu süslü bir ahşap kutuda da uyutabilirsin.
Onu bir kokuya ya da bir kaybetme korkusuna da hapsedebilirsin.
Şişşş, geçecek.
Birazdan gelip öpecek seni, uyanacaksın. Sonra kâbuslar geriye, sen geriye…
Sonra koridorlar geriye, deniz geriye…
Sonra sonlar geriye, en derine…
Akıyor, akıyor.
Akıyor, ben bir şey duyamıyorum.
Saç diplerime kenetlenen öz parmaklarım ne kadar da üvey. Çekiştirdiğim derim yetersiz, kalbim çok sesli.
Şişşş, geçecek.
Birazdan gelip öpecek seni, uyanacaksın. Sonra kâbuslar geriye, sen geriye…
"Benseninasılbukadarçoksevdim" diyor ellerim gizli gizli. Bir ürperiştir şimdi tenindeki sezgi. Yarım yamalak bir çabayla günleri birbirine yapıştıran, makası kesmemek için yaratılmış küçük çocuğusun oyun bahçemin. Çiçeksiz ve polensiz dinlenişlerinin dizlerindeki akşam kesikleri, ellerindeki hicret lekeleri. İnsan nasıl son saniye kahramanı olur adında bir kitap yazıyordum. Karaktersiz ana karakterim, tere bulanmış alnı ve çamurlu dudaklarıyla tek gözünü kısıp uzaklara bakıyordum tam. Kapıda sen beliriyordun, seni şimdi kurtarmam lazım.
Şişş geçecek.
Birazdan gelip öpecek seni, uyanacaksın. Sonra kâbuslar geriye, sen geriye…
Beni gönderme ada çayı kokan çekmecelerinden. Pudraya bulanmış gibi mat teninden ve iri ellerinden. Tonsuz gökyüzünün en derine batan güneşini yakalamaya çalışıyordum, ondan terliyim. Kirliyim, susadım ve seni ne kadar çok sevdiğimi henüz yeryüzüne söyleyemedim. Beni gönderme burnunun dudağına secde ettiği noktayı en kusursuzca görebildiğim köşemden.
Şubat, yirmi sekiz günde bir ay olabilme sıfatına sahip oldu. Ben, yirmi sekiz günde yastık taklidi yapabilmeyi öğrenemedim. Koltuğunun karmaşasında gizlenebilir, bazı günler saçlarına; bazı günler dudaklarına dokunabilirdim. Nefesinin buğusunda nemlenebilirdim ve belki ellerinde şekillenebilirdim. Şubat, yirmi sekiz günde bir ay olabilme sıfatına sahip oldu. Ben, yirmi sekiz günde yeterince öpemedim seni.
Tozlu kentlerin sorunudur erken dinen yağmur. Sağa sola kaçışıyor içe içten basan ayaklarım, daha fazla yorulamayacak kadar yorgunum. Çocuklar telve yalarken ağdalı kelimelerle konuşamadığım için kendime kızıyorum. Her öfkemde dilaltıma koyabileceğim bir gülücük gizli gömlek cebimde. Arkana gizleniyorum, gelip alamazlar beni. Öyleyse neden korkuyorum?
O ben orada var mıydı yoksa bakış yolumun üzerinde diye mi var oldu? İz bıraktım mı? Zedeledim mi? Kırdım mı? Onardım mı ya da? Bulunduğum noktadan ayrılıyorum, şimdi evren daha geniş. Ağzın daha net. Yaklaştıkça sana, gözlerin bulanıklaşıyor; onlar bir çift kapalı kutu. Onlar bir çift ipek kozası. İçerisinde hangi görüntüler gizli, gizli öfkelerinden yükselen öğürtülerin karargâhı mıdır yoksa orası? Beni bakışsız sevmiştin –buna inanmıştım ben- devam edebilecek misin buna sahi? İnsanın kendini korumak için kurduğu tuzaklara kapılmaz mı ki sevgi?
Çenemde titreyen söyle…
Şişş geçecek.
Birazdan gelip öpecek seni, uyanacaksın. Sonra kâbuslar geriye, sen geriye…
Bazen ellerim be…
Şişş geçecek.
Birazdan gelip öpecek seni, uyanacaksın. Sonra kâbuslar geriye, sen geriye…
Ya ölürse kor…
Şişş geçecek.
Birazdan gelip öpecek seni, uyanacaksın. Sonra kâbuslar geriye, sen geriye…
Sevgi insana nel…
Şişş geçecek.
Birazdan gelip öpecek seni, uyanacaksın. Sonra kâbuslar geriye, sen geriye…
Ya bir gün bana der…
Şişş geçecek.
Birazdan gelip öpecek seni, uyanacaksın. Sonra kâbuslar geriye, sen geriye…
Ben onun en çok se…
Şişş geçecek.
Birazdan gelip öpecek seni, uyanacaksın. Sonra kâbuslar geriye, sen geriye…
Ben onun en çok el…
Şişş geçecek.
Birazdan gelip öpecek seni, uyanacaksın. Sonra kâbuslar geriye, sen geriye…
Ben onun en çok te..
Şişş geçecek.
Birazdan gelip öpecek seni, uyanacaksın. Sonra kâbuslar geriye, sen geriye…
Ben onun en çok bak…
Şişş geçecek.
Birazdan gelip öpecek seni, uyanacaksın. Sonra kâbuslar geriye, sen geriye…
Ben onun en çok uya…
Şişş geçecek.
Birazdan gelip öpecek seni, uyanacaksın. Sonra kâbuslar geriye, sen geriye…
Geri dönüşü var mı bu göçlerin? Kimin doğrusuna göre şekilleniyor ağaçları şehrin? Sokakları denize dik uzanan karmaşalar kumpanyasından zincirlerim bileklerimde beynimin sol lobu geride talaşlar içerisinde, kaçıyorum. Beni senin sırtında arayamayacakları kadar habersizler. İlk gongun sesi ninni gibi, göz kapaklarımız şefkatle kapanıyor. İkinci gongun sesi şekilsiz martıların uçuşmaları gerektiğini emrediyor. Üçüncü gong, tüm eklemlerimizi kireçlendiriyor, olduğumuz yerde sadece göz kırpabilen anlamsız heykelleriz şimdi. İçimden bir oyun oynuyorum; içe kadar saydığımda kırparsan gözünü seviyorsundur beni.
Ağzımı aralıyorum, tüm kelimelerim tökezliyor. Neyse ki sessizim, neyse ki sevimsizim. Yaramla konuşuyorum, ona hep orada kalması gerektiğini söylüyorum. En azından bir küçük çizgi ya da deride belirsiz bir renk değişimi gibi. Dağınıklığın tek kabul edilebildiği yere, saçlarına sabitliyorum bakışlarımı. Ele gelen kaburgalarımın altında, kalbim uçuşan boş poşetler gibi. Bir balkona açılıyor evin sonu. Kuşların gölgelerini sergiledikleri, ne sattıklarını anlayamadığım satıcıların seslerinin tırmandığı, uykumu saat on civarı sarı bir güneşle bölen ve bir iki kez yan yana bulunduğumuz bir balkon bu incelen ve uzayan.
Bir selam sahnesi hatırlıyorum. Her şey dökülürken etlerim nasıl bende kalabildi? Gün daha güneşliydi, sen daha mutluydun. Ben karmaşalar kumpanyasına ne zaman geri döneceğimi bilmiyordum, düşünmüyordum bile. Tutunmaya bile ihtiyaç duymuyordum sana, sen tutuyordun beni. Baktığın her yerden su çıkartabilirdin bu kuraklıkta. Ayakkabılarımın bağcıklarını açıyordun. Zemine değen her adımımda sana ait bir şeylere bağlanıyordum.
Şişş geçecek.
Birazdan gelip öpecek seni, uyanacaksın. Sonra kâbuslar geriye, sen geriye…
Ense kökünde bir saç teli ya da teninde bir doğum lekesi olabilir miydim? Bunu bir gün içerisinde becerebilir miydim? Düşüncesi bile kollarımı ağrıtıyor, bacaklarımı uyuşturuyor gidişlerin. Saatler geçiyor, ayaklarını izliyorum. Oradan oraya bir şeylere yetişmeye çalışır gibi yeri inletiyorlar. Aslında her halini seviyorum, bunu itiraf edemiyorum sadece kendime ve kesik düşlerime. Bir enkazın altındayız aslında, sen toza sitem ediyorsun. Bir ya biterseye atılacak adımın tam da köşesindeyiz, sen düşüncelerin dağınıklığına takılıyorsun. Sırtın en geniş bahçesi oluveriyor cennetin. Tüylerim diken diken oluveriyor. Dilim damağım zonkluyor. Aslında her halini seviyorum, her halin bana seni hatırlatıyor.
Burnum tıkanıyor, kokunu alamıyorum senin. Şimdi daha yakınına gelip soldururum korkusu yaşamaksızın koklayabilirim seni. Gözlerim bulanıklaştığında nefesini soluyacak kadar yakınına gelebilirim. Sırtımı sana, ellerimi ve ayaklarımı… Kalbimi sırtına, çenemi ve kasıklarımı… Uykumu uykuna yaslayabilirim. Benim adımımla üç senin adımınla bir olan mesafeleri kolayca aşabilirim. Ama sonra mesafeler bir kilometreyle anılacak. Ama sonra mesafelerin adı; uzaktasın olacak.
İçimde bir ağaç büyütüp kurutuyorum.
( İstediğim çaputa seslenip dileyebilirim artık seni. )
Karnıma acımasız yumruklar atan her hissin ortak parantezinde aşk yazılı.
( Dudaklarının dokusu, eksik parçalarımı koltuğun altından çıkartıp beni tamamlayan bir yapbozun parçaları sanki.)
Gizliden gizliye beni daha çok sev istiyordum. Şimdi inat yapar gibi zaman akıyor, akıyor.
Akıyor, ben bir şey duyamıyorum.
Saç diplerime kenetlenen öz parmaklarım ne kadar da üvey. Çekiştirdiğim derim yetersiz, kalbim çok sesli. Güneşin zeminde bıraktığı gölgelerden kahve falıma bakıyormuşum gibi. Tez vakitte bir vedan var, çok vakitte ağlatacak seni mutlu hatıralar.