Tarifsizdir hisleri bazı yitirişlerin. Beşinci kattaki bir pencereden izlerken gelip geçenleri, düşenleri tutamayışın gibi. Arka odalarımda gizlediğim çürük güvercinlerin hiç tükenmeyen yosunlu sularına da bakarak anlayabilirdim artık geri dönmeyeceğini. Ne dediği anlaşılmayan adamların sarı dişlerine bakmak yerine gözlerine de bakabilirdim, ama yapmadım. Kimi insanların gözleri bir girdaptır. Kimi insanların gözleri kıpırtısız birer fotoğraftır. Hepsi benzersiz, hepsi riyakârdır.
Tiryakisi olduğum rüyaların bir daha tekrarlanmayışları gibi gecelerde, kapıyı işaret parmağının sırtıyla çalsan deli olurum. Ah, bilmez kimileri döndürülmez anıların kapladığı yeri. Bilmez ki gözüme duman kaçtı bahanelerinin asıl sebeplerini. Yarı dolu bardaklara şarkılar söylüyorken bulur kimileri de kendilerini. Bir baş dönmesi anıdır. Beyaz leblebiler masadan yere saçılırken inişe geçmiş martılar gibi, bir kadının saçları dalgalanır, bir adamın yakasındaki düğme kırılır.
Bazı sözler de vardır, adamın etini kemiğinden sıyırır. Anahtarsız kumbaralarımın pas tutmuş ağızlarına bakarak da anlayabilirdim artık geri dönmeyeceğini. Çoktan bulut olmuş gözyaşlarıdır biriktirdikleri yetimlerimin. Bir pencerenin açık kalmasını kollayan rüzgâr gibidir pişmanlıklar. Cam çerçeve indirir evin en sessiz saniyelerinde. Bir yolun tarifini almak gibidir hava karardığında ayakkabı bağcıklarına baktığın yabancılardan. Öyle bir yoldur ki, sonunu kime sorsan son bulur.
Bir sağa ve bir sola. Bir sağa ve bir sola. Dalgalandıkça dalgaların arasında mini midyeli halatların, söyle şimdi, kimdir beklediğimiz bildiğimizi unutmak için? Herkes unuttuklarına dönüyor, herkes gizleriyle gömülüyor. Herkesin kendi toprağına karışıyor zehri. Sen benim incecik dallarıma yük olan eriklerimle ekşit yüzünü. Kendi belkilerine söyle asla söyleyemeyeceğin son sözünü.