Tek bir pürüzde gizlidir bütünün dağılganlığı. Sonsuz sıvalı göklerin, gözden uzak destinasyonlarında gizledikleri çivi delikleri hep bir tamamlanamayışın işaretçisi. İnsanın kendisini mutlu etmek için tutunduğu anlık renklerin bir gecede solup gidişi gibi. Eşyanın bile ruhu olduğuna inananların, insana inanmamaları ne feci. Çeperlerine sığmayan gözbebeklerin, gözlerinin akına mürekkep gibi yayılıyor. Durduramayacağım bir asit yağmuruna dönüşüveriyorsun. Çenen, sevebileceğim tüm tüylerin küçük evi. Bir evin içerisinde yaşayan ve burada gerçekten de birbirleriyle mutlu olan kış uykusu ailelerinden değiliz ki. Kim kimin kâbusu, kim kimin uykusuzluğu, ay mıdır dünyanın en sadık uydusu; bilmiyoruz ki. Kaş göz çiziyorum düşüncelerime. Hepsi de götümden daha güzel insanların boş arazilerinde kapladığı yere bakıp hisleniyorum. Bir sigara yakmak bile gelmiyor içimden böyle zamanlarda. İçimden boğazıma uzanan bir başparmak dilime ulaşıyor. Tüm dünyadaki kulakları uğuldatacak bir basınç uyguluyor dilime. Dilim olduğu yerde çakılı kalıyor. Dilim; dilindeki zehri emip tüküremiyor. Boğazını temizleyerek cümleye başlayışlarının ve anlık duraksamalarla zamana selam çakışının bir anlamı olmalı. Benim asla anlayamayacağım, senin asla anlatamayacağın. Bakma aslında herkes biliyor; başı ve sonu aynıdır veda hutbelerinin. Hep bir yaranmayla yara açar insanda. Kim böyle olmasını istemiştir ki kısıtlı zamanlarda? Kim şehrin meydanında sallandırmak için bir suçlu arıyordur ki ibret olsun diye gelene geçene ve kendisine ve sevdiğine? Ağrımı parmaklarımın arasına alıp incelediğim zamanlarda bu ağrıların acıya dönüşmesini izleyişim gibi. Bırakmazsam dayanılmaz bir hal alacak, bırakırsam tüm benliğime yayılacak. Seni, düşüncelerini, aidiyetini nasıl kavrayıp nasıl muhafaza edeceğimi bilemiyor oluşumun bende yarattığı ani panikler ve ani içine sıçışlarım gibi tüm güzelliklerin. Durmak bilmeyen ve geçmek bilmeyen zamanların en gereksiz köşelerinde yağmurdan saklanıyoruz. Bırak aksın diyorum, hepsi içimden. Hepsi içimden aksın bırak, ama bak bunu da içimden söylüyorum. Senin duyduğunu bilerek, sandığını önemsemeyerek. Bakamayacağım kadar çocuk doğurmuşum sanki. Seni sevmek böyle bir şey. Hepsinin heba oluşunu izliyorum. Bir veba salgını çıksın, hepimizi kırıp geçirsin diye bekliyorum.
Bazen filmler de kurtarmaz insanı. Bir benzeri yoktur yaşanmışlıkların orada, kaçış kapısı inşa etmeyi unutmuşlardır tüm senaryolarda. Her yere engeller, her yere tuzaklar döşenmiştir. Eski bir karikatürdür aslında Ben Yaşarım. Son saniye sıçramalarının ardından seni bekleyen sıçışlardır tüm bunlar. Bunlar, elli kuruşluk kartpostallara sığmayacak anlamlardır. Kelimelerle tarifi olmayan bir öfkenin gözlerle bile ifade edilemeyişidir. Ben neden böyle oldum sorularının cevapsızlığını bile bile duvardan gelecek yankıyı kucaklamaktır cevap diye. Gözlerimi dikebileceğim, sözlerimi sökebileceğim bir nokta bulamayışım yüzünden olabilir bile birden süzgeç ellerimden likitleşip akışın. En büyük yanılgıdır insanın kendisine güvenmesi. Sağdan soldan duyulan güçlü insansın sen, altından kalkarsın cümleciklerine inanabilmesi. Tüm ailelerin mutsuz kadınları bir kibrit çaksa dünya yanar diyorum bir an içerisinde. Benim mutsuz olmak için sebep biriktirmeye mi ihtiyacım var? Mutsuzluk bir histir, beyin bunu komutlar. Yanan sobaya yaklaşımın için gönderdiği komut gibidir ondan uzak dur, onu sevme, bak mutsuz olacaksın komutları da. Burası bir uçurum değildir sırtına sarılıp uzaklaşmamızı bekleyeceğim. El yordamıyla bulunmuyor ki sevgi, düşürüldüğü yerden. Bir betonun içine hapsolan gözlerim sadece adımlarını hayal edebiliyor. Sesim sadece dişlerime keşke gitmeseydin azaplarını duyurabiliyor. Şu köşe senin köşen olsun diyorum sonra. Sen o köşeye ne çok yakıştın, ne doldurulmaz boşluğu doldurdun bir anda diyorum.
Biliyoruz. Sor bak, toprak da biliyor. Bacağıma sürtünmeye çekinen kediler de biliyor. İhtiyarlar da biliyor soğuk yataklarından hiç kalkmadan hem de. Hem de ellerim, hem de gözlerim, hem de dudaklarım, hem de tüm tenim biliyor. Sonunu hesaplıyor, saatlere vuruyor. Küçük hesaplar peşinde koşarken buluyorum kendimi böyle zamanlarda. Günü kurtaran ve bununla gurur duyan; yoldan geçen vatandaş edasıyla böbürlenerek gülümsüyorum. Senin gülüşün, kalp krizine yenik düşüyor gibi tutukluk yapıyor ağzının köşelerinde. Tüm köşeleri kırıktır ve işe yaramaz bu hislenmeler.
Çünkü:
Benim sevgim aşırı, ellerim tutarsız, kalbim düztaban.
Çünkü:
Senin sevgin karton, ellerin talaş, kalbin strafor.