ONUN ARTIK SEVEMEYECEĞİ BENİ, BEN NASIL SEVEBİLİRİM?

Tüm şartlar uygun.

 Yağmur odayı boğdu, iki sigaram kaldı. Müzik çok yüksek ve anlamsız. Evde, yapay huzurumu bozan koku yine aynı. Kumaşlarım kırpık, ağzım tatsız. Uykum bol kâbuslu, gecem delik deşik.  Sırtımdaki ter hala kurumamış. Kahveyi götür, kadehi getir emrini verebileceğim biri de yok. İş başa düşünce düşüne düşüne düşüyorum. Düşerken düşünmek bile olabilir bu, bilmiyorum.

 Eskiden diyor kadın, pencereler böyle değildi. Tüm yağmuru duyardık ve gece oldu mu uyuyamazdık.  Eskiden diye başlıyorum ben de cümlelerimin ilkine. Eskiden kendi kalbimden korkardım, uyuyamazdım.

 Tırmandığı ağaçtan inebilen çocuklara özendim önce. Sonra çorapları hiç kaçmayan kızcıklara. Yapamıyorsa yapamıyordur canım diyen velilere sahip oluşlarına. İdealleri olanlara, koşturanlara, sıçrayanlara ve tutunanlara. Ben ne yapıyordum? Saniyesi bile dağılmış saate bakıp, aldığım şekli düşünmeye çalışıyordum. İki kaşım da kanamasız hastaydı. O halde iyiyim. O halde kalkıp ayağa yürüyebilirim. Yürüyorum, tavşanlarım hep erken ölüyor.

 Teknelerin en koyu gölgelerindeyim. Yamuk yumuk erimekten korkuyorum. Koyları hızlıca geçiyoruz. Adamlar karpuza gömülmüş rakı kadehlerini keyifle kaldırırlarken, çenelerinden karpuz suyu akıta akıta kahkahalar savuruyorlar. 

 Birkaç gün içerisinde her şey değişiyor. Baş döndüren bir hızla ilerleyip ilk refüje bindiriyorum kendimi. Bitti mi? Bitmemiş…

 En mutsuz, en umutsuz yarışmalarında birinciliği açık farkla alıyorum. Biri nah çekip de, al bu senin ödülün dese, sevinç gözyaşlarına boğulacağım.

 Yine savrularak ve bazen de sürünerek yolumu buluyorum. İnsanın kendini salabilmesi ne büyük iş. Kadın eskiden diye başlıyor yine cümlelerinin ilkine. Boşversene be sen diyorum, baksana her şey eskidi artık. Senin geleceğe dair kuracağın cümlelerin bile eskidi. Başlama artık eskiden diye şu cümlelere. Eskiden evet, eskiden biz her şeyden mutlu olabilmeyi bilirdik.

 Tırtılları seviyordum. Kurbağalardan korkuyordum. Kedi gördüm mü kendimden geçiyordum. İştahım yoktu, kâbuslarım aile mirasının bana düşen porsiyonuydu.

 Eskiden dedim ben de bu sefer. Bilerek ve isteyerek. Eskiden, bu kadar kötüleşebileceğini düşünmemiştik. Ben şüpheleniyordum, sen beni sakinleştiriyordun. Özür dileyecek gibi bakıyor gözleri. Bu artık bir şeyi değiştiremeyecek ki içimde. İçi oyuk ve durmadan kararan patlıcanlar gibiyim diyorum kadına. Kadın gülümsüyor. Her dediğime gülümsüyor, sanırım beni seviyor.

 Kapı kolunu tutan bir başkasının elleri. Her zamanki adam değil, her zamanki kadın da. Gözümü loş odanın belirsizliğine açıyorum. Kapının önünde, sırtı bana dönük; gideceği adresi bilmeyen başka şehrin insanları gibi duruyor. Ne diyeceğimi ölçüp tartamıyorum. Yeni uyanmışım, kafam karışık.

-Saat kaç?

-Bilmiyorum.

-Nereye gidiyorsun?

-Bilmiyorum.

Neyi biliyor?

-Seni seviyorum.

-Ben de seni seviyorum.

Neden böyle yapıyor?

-Yanıma gelsene.

-Geç kalıyorum.

Nereye gittiğini bile bilmeyen biri nasıl geç kalabilir?

-Ben de geliyorum.

-Gelme sen.

Bu örtü toprağım, bu yastık da mezar taşım olsun. Yüzyıllar geçsin. Gerçekliğini yitirdiğinde anılar, yeniden uyanırım.