Hiç olmadığım kadar ciddiyim. Sigaramı rüzgârın şımarıklığına rağmen tek hamlede yakabilip cümlelerime devam ediyorum.
Bak şimdi diyorum, bak şimdi ben onların beni sevmelerini istememiştim ki. Ben onların yanımın çok uzağında duran varlıklarından bile rahatsızdım. Bana kendi çaresizliğimi yansıtıyorlardı. Nasıl sevsinler ki beni? Nasıl sevebileyim onları?
İşin aslı diyorum, işin aslı ne ben onlarındım ne de onlar benim. İsimleri ağzıma oturmuyordu, cisimleri gözüme çok batıyordu. Kaldırımlar bizlere dar geliyordu. Ne onların elleri benim elime göreydi ne de benim ellerim onların ellerinde ısınabilirdi.
Bir gün gelecek diyorum, bir gün gelecek hak verecekler bana. Bu bende bir saniye içerisinde çürüyecek bir gülümseyiş bile yaratmayacak. Helalleşir gibi el sıkışacağız, çok sıkılacağız. Gereksiz uzatılmış sahneleridir bunlar hayatlarımızın.
Oysa o zamanlar diyorum, oysa o zamanlar az da olsa bir umut taşırdım içimde. Sevginin nelere göz yumdurduğunu görmüştüm ve çok korkmuştum. Sonraları bu bir güç gibi göründü gözüme. Sevginin insana neler yaptırabildiğinden filan bahsettim sağda solda. Sevgi insana, hata yaptırır.
Belki yarın diyorum, belki yarın başka kararlar alacağım bir güne uyanırım. Kahvemi sütsüz içerim, yüzümü sabunla yıkarım. Hiçbir iz bana bir şeyi çağrıştırmaz ve sokağa çıkarım. Ne ayağım burkulur ne uzaklara dalarım. Arınır, aralanırım.
Ama bil ki diyorum, ama bil ki pişmanlıklarını çok derine gömemediler. Bir köpek, yakında yerin üzerine serecek bencillik kokan leşlerini. Bir karga, boynunu hesaplayamadığım bir açıyla büküp bakacak onlara. Bir çocuk, tüm bunlardan habersiz tekmeleyecek ilk kez bir kediyi.
Bak şimdi diyorum, bak şimdi ben onların beni sevmemelerini de istememiştim. Kararsızlıklarının kapısız penceresiz odacıklarında sıkışmamak için sarıldılar bana, benden artakalanlara. Doğru olsun istedim, hislenilmiş gecelerde sevgiler doğursun istedim.
Hiç olmadığım kadar dipteyim. Yüzümü yağmurun umursamazlığına rağmen tek mimikle yırtıp yoluma devam ediyorum.