HİÇ GÖRMEDİĞİN GÖZLERE SORMALIYDIN YALNIZLIĞIN ASAL ÇARPANLARINI

 Geri dönülmezlere dönüyordu dönüm noktalarından anlarının. Herkes başka yerlerde başka işlerle meşgul, herkes olması gerektiği yerin en uzağında. Uzak nedir diye soruyorum dönüp dönüp yanımda oturan adama. Adam gözlerini tüm uykuların düşsüz köşelerine sığınır gibi korkuyla yummuş. Elleri dizlerinden aşağıya döküldü dökülecek. Yolun nereye gittiğinden de habersiz, yolun neden onun yolu olduğundan da. Bir şey olmuş, kimsenin anlam vermesine lüzum duyulmayan. Kendi anlamlarını bir gecede yitirmiş. Bir gecenin en kimsesiz kulak çınlamaları anında çizmiş hepsinin üzerini. Camdan yansıyan kendime bakınıyorum, ne dokunulmaz. Umursamaz, paslanmaz ve yosun tutmaz oluveriyor yüzüm hüzün çökünce. Uzak bu mu diyorum, uzak ben miyim; yansımalarımda bile gerçeği seçemediğim?

 Ayazda içilen sigaraların parmaklara, saçlara, dile ve öze sinişi gibi yolculuk. Hızlı ve ehemmiyetsiz. Hızlı ve gerektiğinden daha tehlikesiz. Bazen biz diyorum ve her virajda viran oluyor geride bırakılan şehirler.  Uzakta olması güzel anıların. Güzel anılar kalmıyor çünkü geriye. Çöksün fotoğraflarda asılı kalan gülüşün, bir anlamı kalmadı sırtladığımız yükün.

 Buğulanan gözleridir çocukların, gidenin arkasından gereksiz devrilişlerde toz gibi kuytularda biriken. Bir örümcek ağının bize hatırlattığı kullanılmamışlıkta gizlidir yalnızlık. Tüm perdeleri güneşten solan bir evin en karanlık odasına dalınan uykudur huzur sanılan. Sanıyorum ki, geçmiyor gerektiği gibi zaman. O zaman, bir şişeye değen dudaklarda mühürlensin acılar. Bir bozulmaz yemin olsun, susulan sevgiler ve tereddütsüz tüketilen yanlış bekleyişler. Bir kapı ağır ağır kapansın, söyle sen de herkese, terk edişlerde çıt çıkartılmasın. Ne sevgiler uçuşsun gün ışığında, ne öfkeler kana karışsın gün batımlarında.

 Sanmıyormuş kadın, öyle dedi. Öyle olsun dedim, bu senin avutuşundur kendini, en iyi becerdiğin. Bunlar senin ayakların, hep yanlış adımlarla sendelemiş. Beklemişsin sen birilerini; çok uzun süre sabit kalıp da eskimeyi öğrenmiş. Ben de eksilmeyi öğrendim, silmeyi bir şeyleri ve silikleşmeyi. İsminin sesli harfleri unutulmuş biri olarak yaşamaya devam ettim, inat ettim. Göz kapaklarım her kapanışında temizledi anılar pencerelerimdeki pisliği. Yine de kendim olamamayı beceremedim. Tutunduğum kendi köklerim, içine sıkıştığım kendi çemberimdir. Bir de bakarsın, doğru yerdeyimdir. Yanlış sinyalizasyon kurbanıyımdır, kelimelerden oluşan bir teferruatımdır.

 Her kitap kutsal seçilemediği için perişan. Her kitap riyakâr peygamberinin peşinde göçebe. Sen gel, inat etme. Sen gel, en doğru yalanı gözümün içine baka baka günaydın der gibi içten söyle.  İyidir tüm bu olağanlıklar böyle. Gurur tablosu gibidir böyle zamanlarda gerdandan göze yansıyan çok sahipli paslı kolye. Geçtiği için mutlu, birileriyle unutabildiği için belki de. Yine de uzak nedir diye soruyorum bazen kendime. Dokunmaktan yoksun ve aküsü zamansız tükenmiş ellerime.