Birini seviyorum, sebebi belirsiz. Kurumuş dere yatakları geçiyor ellerinden. Her çizgisi, kaderinde benim olmadığımın işaretçisi. Gözleri aniden geriliyor ve gevşiyor. Tekrar geriliyor -daha fazla- ve gevşiyor -son nefes gibi- içerisinden bile geçmediğim şehirlere benziyor gözleri. Bir an olsun titremiyor bacakları ismimi hecelerken, gecelerden günlere tensiz ve sevimsiz sürüklüyor beni. Onun teni, dokunmaya doyamadığım çok kaliteli kürkler gibi, dokunmaya kıyamadığım fırça darbelerinin birleşimi gibi sanki. Buklelerinden sızan kırılgan ışıklar gözlerime kazıyor yüzünün en sivri kemiklerini. Dudaklarının hacmi, burun deliklerinin simetrisi ve alnının her şeyi yutan gizemi. Kendi içime fısıldamıştım; onun yüzü bir göç hikâyesidir. Sevmek ve sevmemek için üretilen tüm bahanelerin son kullanma tarihleri çoktan geçmiştir. Tülleri uçuşmaktadır yarı aralık kirpiklerinin. Ilık rüzgârlarına bakıyorum ben de böyle ani mevsim değişikliklerinde, hiç görmediğimden ; bilmediğimden rengi ne renktir. Yarı aralık ağzından boşalabilecek her sözcükten korkuyorum. Otobanlarımın kenarlarına yerleştirilmiş bir kere dikkat veda çıkabilir işaretleri. Sebebi belirsiz, birini seviyorum. Dünyam sarsılıyor onu benden uzaklaştıran her adımında. Adımları, aramızdaki çürük ahşap köprüyü dağıtıyor. Bakıyorum, çoğu zaman yakınımda. Dizleri, dirsekleri ve içerisinden nelerin aktığını çözemediğim gözleri. Nefesimi tutup ondan geriye saymaya başlıyorum. Her şey zaten ondan geriye. Biliyorum, geçecek. Elimden tutup beni, karşıdan karşıya geçirecek. Bilmiyorum -bilinmez ki sebepsiz hislerin doğum saati- belki seviyordur, belki de bir gün sevecek.