Sisli bir günü vapurun soğuk köşelerinden selamlamak yeterliydi hüzünlenebilmek için.
Bir hastalığın ne zaman koparacağını bilmiyorsun ki seni dalından.
Ümit, pıhtı, göç, infilak, kâbus… Bunlar birbiriyle kardeş sözcükler.
Bunlar, birbiriyle sesteş hisler yığar insanın zihnine.
Yoruldukça kanat çırpıyor gibi sallanıyor kollarım,
Uzaklaşmak bir göz yumma anında gizli.
Bir söz yutma anında matkaplar başlıyor, hep daha derine.
Solgun çiçeklere üzülüyorsun sen, yapma.
Toprağın betonlaşan derinliğinde tırnaklarımda solucan artıklarıyla ben,
Nefes aldığımı sanıyorum, nefes takas işidir, zordur.
Evinin bir köşesinde benim yüzümün asıklığı asılıdır, tozludur.
Parmaklarına dalgınlık anlarında batan iğneden irkilmez artık o kızlar.
O kızlar sazlıkların arasında rüzgârın kötü taklitleridir, umarsız fısıldarlar.
Sakızlar, hep aceleye yapışırlar.
Aceleciyle koşturmaya alışır o unutuşlar.
Çok keskin bir hattır ihtimal, rahatsızlık veren.
Yüzlerinden değil, adımlarından anlaşılıyor insanların hataları,
İçe basan, dışa basan, korkak adamların yalpak adımları.
Elleri ellerinde tutukluk yapan insanların tembelliği ve
Bir türlü bitmek bilmeyişler, bilemeyişler.
Kararlar verildi, boşa tüm bekleyişler.
Ara mevsimlerin aralık kalmış pencerelerinden giren gölgeler,
Çok sevimsiz küçük çocukların gözlerine benzeyen tövbeler,
Kimler, kiminleler, acaba nasıllar, neredeler?
İnsanın dili ne kadar da yabanidir geceleri.
İnsanın ayağı bir izmarite takılır da hafif saksılar gibi pencere önlerinden düşebilirdi.
Bunların hepsi düşlenebilirdi, düşünülebilirdi.
Ama sen… Ama ben… Ama her şey de şimdi ne kadar çok…
Gecenin dördünde öp beni tüm gökdelenler körken,
Göz yummak uyumaktan daha güzeldi severken.
Bir köpeğin ağzından sarkan kökleriyle, şahittir andımıza bu çiçekler.
Gökle yer arasında süzülen göçler, göçükler ve göçüşlerle
Pürüz, enkaz, ziyan, hicran… Bunlar birbirine kalleş sözcükler.
Bunlar birbiriyle silah arkadaşı olur, bizi kurşuna dizerler.
Kuyruğu kopuk dengesizlikler ve kabarmayan hamuru evlerin.
Ellerinin ayasında tüm geçmişini gizleyen ihtiyarların en bozuk yeminleri,
Kimileri, kendilerini sevebilmek için katillere âşık olur geceleri.
Bazı yeminlerin de zorakidir mevsimleri.
Kimsenin ait olmadığı semtlerin kaldırım köşelerinde
Çingeneler ellerinde şeffaf plastikler içerisinde
Reçel gülü, reçel inciri uzatırlar adımsız dudaklara.
Enginarlar en güzel karanfilden de güzeldir
Kaldırımdan yayılan limon kokusu ağartır mermerlerini sevdamın.
Burun deliklerime sokarak koklama isteğim bir ful
Gibisin, çoğu gün ve çoğu günün gecesinde
Sevdiğim ve özlediğim, bildiğim ve unutmayı düşlediğim
Her şey gibisin, kendin gibisin.
Kendi kâbusuna tutkun korkaklar gibisin çoğu gün ve çoğu günün gecesinde.
Duvarındaki hayali takvimin rastgele günlerini parmağıyla daire içerisine alan
Ve uman ve umursayan; umut benim.
Benim kelimelerim de çaput.
Parçalanmış tüylere üzülüyorsun sen, yapma.
Dilsizliğimden akan zehrin renginde
Kimliksizliğimden sarkan ceplerimin deliklerinde
Bir elveda gizliyordum zor günler için, ben bile.
Kimi affedemedim, kim affedemiyor beni,
Kimi ezberliyorum ki, eşkâlleri hep aynı.
İşgalleri hep zamansız zamanlı.
Yetimlerin âdem elmaları, ketumların düş israfları,
Tüm bunların ince hesapları, sinsi hesaplaşmaları ve
Ve en sonunda ve
Ve en orta yerinde ve
Ve biliyordum ki diğerleri gibiydi gözlerim benim de
Ve,
Nokta yakışmıyor bazı cümlelerin dibine.
Ben de dönüyorum yelkovanlar gibi akrebime.
Kendime ve kendimden çok uzak beklentilerime.
Yüzün düşüyor gözlerimin illerine.
Biz seninle kavuşamayacak iki yaka gibiyiz,
Senin dudakların benim dudaklarım erişemesin diye.
Şimdi tüm gövden de düşüyor düşlerime,
Nefesini ağzımla kontrol ettim, başım aynı döndü.
Şükür, yaşıyor.
Şükür, alışıyor.
Göğsümün en geniş düzlüğüne çakılan çillere
Çilelerle ağdalanmış bir yaş düşüyor,
Her şey düşmeye başlıyor sonra.
Günler de düşüyor, nefesler ve kesişmeler.
Düşüyor biri daha, tanımam.
Biri, bir diğerine…
Diğerine miras kalacaktır onun gençliği, çiçekleri ve çileleri de.
Adalardan da eski çamlar
Adamlardan da eskidir unutuştaki ihtişamlar.
Bazı akşamlar,
Sen kolumdan tutuyorsun, avunuyorum.
Sen bir hece tüketiyorsun, sökülüyorum.
Biliyorsun, hatırladıkça acı sulara dökülüyorum.
Nefesimi tutuyorum, marifetlerimi izle.
Nefesimi tutuyorum, sen varsın içerisinde.
Nefesimi tutuyorum, açılıyor ağzın,
İstemsizce alçalıyorum ben de.
Bir vakti gelince nasihatidir tüm bunlar.
Üçten geriye say ve derin nefes al.
Üç: İnanmış olman ne gülünç.
İki: Sanıyorsun ki farklı olabilirdi.
Bir: Hepsi yalanla telafi edilebilir.
Hüzünlenebilmek yeterliydi sisli bir vapurun köşelerinden soğuk günü selamlamak için.
Aşk da bir biçim arıyordur şimdi, bürünebilmek için.