Olayların en başında dikilmiş yolu şekillendiriyordum. Aniden ölebilmen için yıldırımlar ve yola fırlayabilecek geyikler yaratıyordum. Tek bir ihanetinle hayat bulacaklar hepsi de. Mi minörle taçlandırılmış manzaralardan geçiştirilirken, insan yavrularının annelerinin eteklerinden çekiştirmesi gibi ben de seni dudaklarından çekiştiriyorum. İstediğim gereksiz bir oyuncak benim de.
Sülünlerin sıkıştırıldığı kafeslerde mi didiklendi benim de kalbim? Senin kalbin tavşan sepetlerinin en yumuşak köşelerinde oysa. Yüzünün çirkinliğini tüylerinin gizemiyle gizleyebilen tavus kuşları beliriyor aniden falımda. Bana geçmişimi hatırlatan ve geleceğin güzelliğinden bahseden tüm kadınları öldürmek istiyorum. Bir düşün, her zamankinden daha fazla sarılıyorum kedilerin umursamazlıklarına.
Yedi yaşımda kırk kadar kediye tahammül etmeyi becererek öğrendim ben tüm bunları görmezden gelmeyi. Sevilmemeyi, dokunarak sevememeyi. Hükmedememeyi ve gidişleri izlemeyi. Halk arasında sabır taşı olarak anılan adım eskidikçe ve eksildikçe sana ve senin içinde sıkıştırdıklarıma dönüştüm. Giderdim zamanında ben de oysa. Ama yüküm ağırdı, kalbim ağrıdı, gün ağardı.
Saçlarında solmaya başlayan akasyaların ceplerimden dökülüyor kuruyuşları. Koyduğum yerde kalabilsin diye donduruyorum acıları. Az yer kaplayan ve çok toz tutan gözlerini öpüyorum. Uyanırsan sallayacağım kasıklarıma kurduğum beşiğini. İkimizin de bilmediği bir dilde savaş ağıtları yakacağım sonra. Seni neden sevdiğimi anlayacaksın, neden gittiğimi ve neden kırık parçaları biriktirdiğimi.
Öpüşünde çekirdek tuzu var, gülüşünde inkâr kırıntıları. Yalan ifadelerine başvuruluyormuş mahkemelerinde şehrinin. Doğrunun sonsuza kadar gizli kalacağını fısıldıyorum ben de önüme gelene. Gözlerim görüyor aslında ama bakmak istemiyorum daha fazla tüm bunlara diyorum. Boynu kırık papatyaların ağrıyan sırtlarını ovuyorum, en azından martıların kahkahaları şen. Şehrin kuytu köşelerindeki minik ormanlardı mezarlıklar, her karganın sahiplendiği bir servi bile var. Kendime bol gölgeli bir mezar seçiyorum, birinin adını karalamam gerekecek.
Üzerime eğilen balkonlara bakmamaya çalışarak ara sokaklara üşüşüyorum. Üşüyorum, bir gün her balkonun hımbıl bir kedisi olacak. Düşünüyorum, bir gün kaçabileceğin tüm denizler de donacak. Onlar biliyordu, sen de biliyor musun? Gözlerime kalıcı kanlar oturduğunda ihtişamın son bulacak. İsim şehir oynamayı bırakacağım günü gelince. Haritalardan topraklar kopacak.
Cilasını kazıdığın kalbimin tüm pisliği gün yüzüne çıktı. İşini yarım bırakıp karpuz yiyen, bol şekerli çaylar içen, partileri eleştiren bir ustaya dönüştün. Sürekli tüm bunların bir oluru olmadığını vurgulayan ve elleri tiner kokan. Birinin ona dokunmasını ve bağışlanmayı bekliyordu. Bağışlanacak bir hatası, bir günahı, bir göz yumma anı, bir yalanı da yoktu aslında. Aslında bendim o da, rutubettim ve kalıcı ağrılar bırakmayı hedeflemekteydim sana.
Pencerelerde devleşen bitkilerin güneş geçirmediği, bozuk zillerin uykuları bölemediği, ayak seslerinin kime ait olduğunun bilinmediği evlerde gezindim. Yapacak hiçbir şey kalmadığında fayansları ovan ve oyalanan bir yalana dönüştüm. Bir zaman sonra adımla kendimi tanıtmak fazlalık olmuştu. Kimliğim ve kendimsizliğim ulu ortaydı. İsteyen istediği an anımsayabilsin diyeydi beni.
Koridordan ağır ağır yaklaşmaya başlayan nefretim ağzını aralayıp gereksiz birkaç şey söyleyecek şimdi. Cevabını merak etmediği nasılsınları heceleyecek. Arkasını döndüğünde elimde olmayı unutmuş bıçağı saplayacağım çoktan silinmiş sırtına. İçime lavanta kokuları yayılacak. Böbreklerimde arıtılacak gözyaşlarım. Daha az sigara içip birkaç saat bile olsa kurtulduğuma sevineceğim.
Bir gün gelecek, uzaklardaki yazıları okumadan da gözyaşlarımı ve burnumdaki sızıyı dinginleştirebileceğim. Boğazıma oturan kayaları ve midemi delen tirbuşonları. Elim masanın üzerinde duran bir şeye tutunma ihtiyacı duymayacak titremesinin kesilmesi için. Hiçbir kedinin bacağıma sürtünmesini beklemeyeceğim anı bölebilmek için. Anı bölebilmek, parçalayabilmek ve sindirebilmek için.
Senin için, daha var olabilmiş bir insan olmayı bile deneyebilirdim. İnsanların zihinlerinde ve evren üzerinde yer tutabilirdim. Bilirsin belki, becerebilirdim. Her seferinde kendimi öldürebilmeyi ve yeniden doğabilmeyi aynı saflıkta, becerebildiğim gibi. Hiç ders almadan, sadece korkarak korunan. Ben biriydim. Bir i’ydim, noktası zaman zaman evden kaçan. Rüyaları ışık hızında kaybolan.
Dağlar çalılarına küstüğünde ve güneş derinlere eğildiğinde, tilkiler tek bir ağızdan sisli gece dualarına kenetlendiklerinde, yılanlar saklandıkları yerlerden doğar gibi yeşerdiklerinde, koşabilmeyi beceren kaplumbağalar yüksek sesle yaprakları kemirdiklerinde, inekler göz kırptıklarında, saksağanlar smokinlerini çıkarttıklarında, atlar başlarını göğe kaldırdığında ve tepedeki tek bir ağaç yanmaya başladığında tüm dilekleri delinmiş bir hüsran olarak huzur bulacağım ben de, sanrılarımın ayaklarının dibinde.
Çok koklandığı için ruhunu yitirmiş mektuplara ağlayan, tüm atardamarlarına niyeti tutsun diye çaputlar bağlayan, telvenin ruhunu yalayan, tuzun iyodunu soluyan, her ayın üçünde gözlerinde uzayan umutları tıraşlayan, perdeleri asabilmek için kendi kamburunun üzerine çıkan, kışları kiliselerin soğuğunda ısınan, yazları şeytanminarelerini kucaklayan, ailesinin kaderini seyircisiz salonlarda sergilemekten gurur duyan, kendine susmaktan sesi kısılan birini seveceğim; isminde sesli harf israfı olmayan.
Gülüşünün öne çıktığı bir yapbozu birlikte tamamlıyor oluşumuzun en bütünleyici parçasını parçalayıp da gitmişsin. Bazı şeylerin yerine ne koyarsan sırıtıyor. Kâbusların yerine rüyaları, babaların yerine anneleri, sevgililerin yerine sevgilileri, ellerin yerine boşluğu. İlk kez bir şeyden bahsetmekten kaçarken buluyorum kendimi, kuyruğuma bağladıkları boş konserve kutuları yerimi belli ediyor. Boş cümlelerin yüklemlerine küserek geçiriyorum günlerimi, bazı günlerin bazı saatlerini özlediğimi hatırlayarak, kile ve kine hükmederek, beni besleyeceğini umduğum kokuna emekleyerek.
Dişlerimi bir balyozla kırıyor mezarlığın bekçisi Pepe Suat -İnanıyor ki anlaşılmazsa söyledikleri insanın, kabul olurmuş dilekleri- onun da böyle kırılmış çünkü dişleri. Seni tüm acılarından uzak tutacak kollarımı aralıyorum; belki dönersin, belki seversin beni.