Çeneme oturan kaşıntı yerini hiç yadırgamadı. Yüzümde açılan yaralardan her an gizli bir mesaj taşabilir. Kıvrımsız paniklerin camları titreten adımları inan bana senin bile uykunu bölebilir. Sen gün batımına şaşırıyorsun. Şaşırma, dağların denize döküldüğü iklimlerden her an bir unicorn çıkabilir. Ben bölünebilirim; çürüyebilir ve dönülebilir. Huzurun büyüsü kendisinde gizlidir çünkü o, her an terk edilebilir.
Sana bir sır veriyorum, kus kusabildiğin kadar kayalara: Bırak, başkaları düşünsün.
Arandığında bulunamayan garanti belgelerinin arasındadır kendime yeminlerimi sıraladığım yırtık kâğıt parçaları. Bir anlık şaşkınlıkla imzaladığımız saçma sapan ölüm ilanlarımız ne kadar da sıkışık. Güya iyi insanmışız, güya ölümsüzmüşüz. Ne büyük saçmalık. Sağa sola fırlattığım şişe mantarları arka bahçe kedilerinin boş zaman eğlencesi. Bir de aşkların bence kısımları var tabi. Bence o palyaço olamayacak kadar renksiz bir düştü. Sanırım bu yüzden tüm mendiller avuçlarımda büzüştü.
Sana bir sır veriyorum, yay yayabildiğin kadar ovalara: Ayrılıklarda kin eşit bölüşülsün.
Yanık kokusunun insanı dinginleştiren bir yanı var. Evi ateşe veriyorum, yansın zemine sinmiş hayali adamlar. Birkaç şiir vardı ama şimdi hatırlayamıyorum, yanlış adama yazılmış vedalar bütünüdür tüm onlar. Sokağa desteksiz çıkmıyorum, kokumu alır haziranlarda pişmanlıklar. Şiiiiişşşş konuşma; bak ben de konuşmuyor ve düşünmüyorum, geride kalıyor tüm yaşanılan yalanlar.
Sana bir sır veriyorum, saç saçabildiğin kadar kıyılara: En çok da sözler üşüsün.