Göremeyeceğim yüzüne kapayabileceğim perdeler dikerek geçiriyordum günlerimi. Haftanın hangi günü olduğunu ve hangi şehrin hangi ülkede barındığını unutarak boş sigara paketlerini kurcalıyordum. Tüm boşlukları kanatmak benim işim, kendine başka bir meslek seçersen sessiz harfler gibi sevinirim.
Şimdi düşünüyorum mesela, çok da uzak olmayan ülkelerdeydim ve sana göndereceğim kartları seçiyordum tezgâhlardan. Büyük bir tezgâha kurban giden aşkların yasını tutuyordum. Tutunuyordum adalara, kirpik kırıntılarımla. En bol desenli kedilerin sırtlarını okşayarak ve ne kadar ucuz içki varsa tadına bakarak ilerliyordum.
Biliyorsun, suskun gecelerde de gürleyebilirdim.
İlerisi hep karanlık bu kararsızlıkların. En sevmediğim damarımdan havalanan kırlangıçlar küçük gagalarıyla su içiyor birikintilerden. Ayaklarım amaçsız koşuşturmacalarımdan, ellerim anlamını yitirmiş gitme tutunuşlarımdan kırlangıçlara yetecek kadar su topluyor. Ele avuca sığmayan saçlarını haddinden kısa parmaklarımla toparlamaya çalışıyorum. Bu kadar uzakken olmuyor.
Güz ve göç aynı babanın oğulları, kimsesiz ve sebepsiz. Kan çekiyor ve çekimserliğimi bir kenara bırakıyorum saat hüznü on iki geçtiğinde. Şimdi saatlerce seni ne kadar çok sevdiğimden bahsedebilirim. Güzel günlerin ense terinden ve perşembelerin rutubetinden. P’nin bir sesli harf olduğunu iddia eder ve seni göğsüme gömebilirim.
Biliyorsun, söylemediğim tek bir belki bile kalmadı elimde.
Bizim nefretimize kimsenin teri bulaşmamıştı sevgilim. Bu yüzden dövüşmeyi sevişmek bildik biz. Yorgunluktan devrilen ağaçlardık, içimiz çürümemişti, kimse de bunu bilmez henüz. Benim elime yapışan bir bavul vardı peşim sıra sürüklediğim oradan oraya. Yüktü, büyüktü ve derim de zaten dar geliyordu. Sana biraz güller yapmıştım derimden, biraz tüller uçuşsun diye, biraz da çok uzakta beliren seherler.
El yazısı güzel adamların alın yazıları ne de biçimsizmiş meğer. Kırışıklıklardan örülmüş bir duvar gibi bakıyorlar insanın gözlerine. Benim gözlerim sahil kasabaları gibi viran. Benim gözlerim gözlerinin her yere bakışını özlüyor her an. Mesela kapının kolunu tutuşun ve sokağa attığın ilk adımın tereddüdü de gizliydi söylediklerinin içerisinde. Umursadım yine de, aksini yapmamı söylediğin halde.
Biliyorsun, bana benziyordun tüm bu zararsız gördüğün şeylerle.