LASTİK KALAMAR İMALATHANESİ
Gebe kedilerin karnında büyüyormuş sarhoş sızmalarım da. Sızıştığım kalabalığım tam da kalbinde sıkışıyorum. Bu yokuş çok dik, ardı ardına yuvarlanıyor şişeler. Her düşman kaliteli değil artık, denize döküldüğünde eriyen kâğıttan bile imal edilmiş olabilirler.
BİÇERDÖVER BİÇİMSİZLİĞİ
O dağ öyle değil, senin gördüğün gibi değil diyorum. Bak bir adam var eğilmiş ayağına ağlıyor kadının. Kadın da pek bir umursamaz doğrusu, teninde patlayan koyunları sayıyor. Uyku gelecekse ani frenlerde gelsin, haber edin. Yola her an kırık bir kemik fırlayabilir.
İNTİHAR UÇURTMALARI
Başın cama çarpsın ve kırılsın düşüncelerin. Her kırılma sesine bakmaz ki başını çevirip ölüler. Yanlış mumyalanmış aşkların kapladığı yer ve ben seninle ne yapacağım cümlesine sıkışan keder. Uçurum da cidden beter, intiharların sonu kesin ölüm ve cesaret edemiyor bazı gemiler.
KURAK KEŞAN KASVETİ
Bol gözyaşı ve göğsünde kuruyan un. Sarılardan beyazlara, beyazlardan sarılara dönüşen bir yanlışlık taşlık yollardan akıyor gibi gözlerinden. Onun pençeleri çok gümüşlü, onun pençeleri denize dik; ruha paralel. Biraz daha baksam çıkaracağım bir yerlerden belki. Belki çocukluğumda izlediğim bir filmden, belki kalbimden.
AÇIK KAPAYICI RÜZGÂR
Sen düş, ben sana yetişirim. Kuruttuğun düşte küf, unuttuğun kaşta zülüf olabilirim. Elleri kaygan közlerin süzülüşü ve ayağının dibinde debelenen sahte güneşler, istersen eğer başarabilirim. Atlar paçoz, köpekler kükürt; tehlike anında son kurtarılacak şey bile olabilirim.
BÜTÜN BULUT BUKETİ
Saf gecesinde kırılacak yazan her şeyi tek tek kırıyor, lüzumu budur sanıyor. Eleştiriye açık ve uluslararası ticarete kapalı limanlarda yunus güdüyor. Gülüyor, bilmiyor ki dişindeki yeşillik bir maydanoz değil de zümrüt. Gülüşüne eğilen herkesle sevişiyor, tüm heykeller canlanacak sanıyor.
YEŞİL YOSUN YEMİNİ
Benziyorsa, sebebi vardır. Kimse kimseyi laf olsun diye özlemiyor. Kimse kimseyi beklentisiz beklemiyor. Kimse kimseyi bugün bir pazarın ertesi diye kucaklamıyor. Ve saçlar ve böbrekler ve dişler ve karaciğer ve rüzgârda diğerinin göz mağaralarına sığınışlar ve güneşte solarak toprağına kavuşanlar ve katil kibrit ve kurak kibir. Düşüncelerinin fareleri, yavrularını seninle bile besliyor olabilir.
KIRIK KUYRUKLU HÜSRAN
Trenlerin bölemediği şehirlerden geçiyorum. Ne katilim var ne de koruyucu meleğim. İsa’ya hal hatır sorup mumları kemiriyorum. Çocukluk eğlencesi olarak raflara dizilen ve haddinden fazla süslenen elektrik kesintilerini izliyorum. Yeşermez ki çöpten topladığın plastik çam ağaçları. O kırmızı toplar elma değildir. Elmalar kalbe benzetilirse daha çabuk kurtlanabilir.
EĞİK EKSEN
Plastik peygamberleri ayarı kaçık çakmağımla eritiyorum. Tüm çadırları yanık göçmen kuşkulara göz ucumla bakarak sabır diliyorum. Sadece bir an hissedilebilecek bir ürpertiyle uzağa bakıyorum. Hür ve tekil sevişmeler sıkışmış tüm kesişim kümelerinde âşık çocukların. Ahşap topacı ustaca çeviriyorum, dünya yeniden kendisine dönüşüyor.
KORDONUNU KEMİREN İKLİMLER
Limanlar az kırıntılı, hava sıcak. Mantarlar çürük ve üç parmaklı eller beceriden yoksun. Yoksun, kim kimi hatırlatıyor kelimelere? Binmediğim faytonlara yine binmiyorum, kuşlar göğün pencerelerine tünemiş ve is kokuyor diyorum. Kaçalım, kaçarsak ciddiyet sırtımıza ter gibi yapışır. Kaçarsak, önemseyebilirler fakir fikirlerimizi.