SABAHLARI RÜZGÂR DA KIRIŞIK, GÖZLERİN PERDESİ KAPAKLAR GİBİ

     Şimdi kâbus dudakta bir uçuktur.

   Kargalarla martıların gürültülü kavgaları, sıcak asfaltta ciyaklayan lastikler, uçağın gök yarılmasını andıran sesi. Bir balkondan geçen uçakları izleyebilirdik ve ben sana kendime kızgın bir geçmiş zaman hikâyemi anlatabilirdim. Belki yeniden sonra, daha da sonra hatta.

   Sineklerin bacaklarımla verdiği mücadele ve uykumu bölen nem. Bir şeyler dedim hava haddinden fazla güneşliyken uydurulmuş bir mevsimde. Oradan geçen tüm sokak köpeklerini tanımakla övündüm, içimden. Oradan geçen ne kadar az insandık, belki bir avucun içini dolduramayacak kadar yetimdik.

   Bir şeyler düşündüm, belki daha sonra uyanacağım bir sabahın hatırına. Falımda bir canavar çıkar korkusuyla ve uzak bir denizin yılışık yosunlarıyla, sustum ki konuşuyordum aslında. Şimdi bana nelerin olacağı ve olmayacağı vaazlarıyla, şimdi bana inandığımı karalayan kaşlarla bakan ve sorguda acımasız davranan, aynı kedinin gölgesinden geçiyoruz biz. Biz ki aslında biliyoruz.

   Kalbi sarsan sigaralar ve biçimsiz isyanlar. Eteğine yapıştığım kimin annesidir, kaç çocuk kayıptır, kaç ölüm anileşemeyen frendir, kaç gece ve gün düşünmüştüm bunları, bir daha düşündüm. Şimdi hepsi kurumuş, şimdi hepsi cırcır böceği. Şimdi birikmiş çöpler ve neleri sevdiğini unuttuğum yabancı hisler.

   Masalların kahramanları karışıyor, düşte yüzün değişiyor. İki şişe ve sonsuz pipet. İki hecesini duysam inandığım kelimenin devrilebilirim bile ellerine. Bir inat uğruna istemediğim biri gibi bile ölebilirdim. Çok kısa kesilmiş bir anda ve her şey dikkat dağıtmak için ulu orta saçıldığında. Farlar ve kornalar, hepsi de farkındalar oysa.

   Kulaklarım kuruyup dökülecek kadar ağrıyor gün henüz ağarmak için nazlanıyorken. Birileri ise tam da bu saatlerde başkasının fotoğrafına bakarak seni seviyorum diyor diğerine. Bir korkudan başka bir korkuya saklanıyor, yanlış ritimlerle bir kalp uyanıyor. Tüm kostümleri eskilerinden bozma diğer kötü adamların.

   Belki yeniden, daha sonra hatta. İyisin, güzel olan da bu aslında. Peki, değilsin o halde; yaralanıyor gözlerim bir daha. Hıçkırarak ve tek bir damla yaş akıtmayarak. Aynı paralele uzanıp düşünürüm ben de öyleyse. Düşünürüm, morga yakışmayan anları diriltebilir miyim diye.

      Hızlıca düşün şekerim, şekerim düşüyor hem de toprağın üzerine.