İNSANLARIN ÖNÜNDE ACI; KİMSE YOKKEN SIZIDIR O SEVGİLER

   Şimdi orada o adam, sokak lambasının sarı ışığı altında bir sigarayı daha izmarite dönüştürüyor; bu üçüncü. Beni görüyor mudur ki? Ben onu görüyorum. Sırtını döndü, kesin yağmur yağacak.

   Dilimi ağzımın içerisinde döndürebildiğim kadar döndürdüm. Aradığım bir hatıra değil. Kan tadı alışkanlık yapar böyle yalnızlıklarda. Kanıyorsan, ölebilirsin demektir hala.

   Günler de tribünlere oynayarak geçiyor pencere kenarından. Başımı nereye yaslasam yas fışkırıyor oradan. Şimdi kadınlar da telaşlı; ıslandı çünkü hepsinin çirkin ayakları.

   Topu topu azıcık insandır onlar; geceleri vicdan sızısı duymadan, sabahları kasvete boğulmadan ve tutunmadan düşük kalite hayatları soluyan.  Susuz ve suçsuz yaşayabilirler.

   Sadece merak ederek birilerini işte. Özlemek bir vakit kaybı mıydı yoksa özlememek midir bir his kaybı; bilmeden. Saç uzatıp, düş keserek işte.

   Beklediğin cevabı; lanetlenmiş bir kelime gibi sıkı sıkı kapalı alt ve üst dişleri arasında diliyle sıkıştırıyordur o. Acımasızlığın saltanatını sürdürmeyi kendine görev bilerek, sahiplenerek.

   Bulduğun yere bırak beni, hiç dokunmadan, her an bir imha ekibi ciddiye alabilir belki. Adamlar çoğalıyor, kadınlar kaçışıyor. Sen de kaç, bırak beni.

   Sonra insanlara göre biraz tuz, biraz şeker, biraz belki karabiber ekle biçimsiz hikâyene. Daha farklı bir son da olabilirdi; daha farklı bir cennet bile yaratılabilirdi. Ama gece güne dönünce:

                     Hiç geçmeyeceği yerde geçti zaman işte.

                               Olayın nerede geçtiğinin hiçbir önemi kalmadı böylece.