KURŞUNU KIRIK KALEMLERLE BENİ ÖLDÜREBİLECEĞİNİ SANMIŞ

Geceye has diliyle tüm çirkinliklerinden arınıyor.

(Hep üşüyen kulakların çınlaması gibi iğrenç aslında kendisine.)

 

Binaların mermerlerinde çok çıplak ayakları.

(Koşuşturuyor, son atlıkarıncayı kaçırmamak için.)

 

Tüm damarlar belirgin, şakaklar öfkeli.

(Kendini bileyen bir öfkeden başkası değildi kâbuslarındaki sevgili.)

 

Dönerse birileri, yutkunmadan öldürebilmeli.

(Biliyor ki dudakları küskün ona kurak ölülerin.)

 

Orada ben varım, orada vapurlar var.

(Orada ben varım, orada bak tüm kainat ve inat.)

 

Orada her katili şehrin, denize bırakılmış.

(Bana tavşan niyetlerinden umutsuzluk sıçrıyor orada.)

 

Sırtındaki bir mayına basıyorum bile bile.

(Tek kurtuluşumuz bir trenin önüne atlamak değildi oysa.)

 

Sen varken kendime kızamıyorum.

(Seni seven kendimi sevemediğim de bir gerçek.)

 

Şimdi  karşınızda marmelat ve kuş tüyü.

(Yani diyorum ki, gel; göğsümde unutabilirsin çocukluğunu.)

 

Kapı aralarından bakıyor hırçın çocukluk ve çok kindar bir büyü.

(Sütümü içtim, yalanlarımı ortadan kırmadan yuttum, unuttum.)

 

Öyle bir şehir düşün ki akşamları tüm pencereleri buğulu.

(Kaçınıyorum öyleyse ben de büyük ellerle tokalaşmaktan.)

 

Neden birbirimizi kandırdığımızı hatırlayamıyorum.

(Sanıyorum ki bir şemsiyeye dolan rüzgar geride bırakmış beni zamandan.)

 

Düşündükçe kabuğumun içerisinde kuruyorum.

(Taze cevizlere dadanan kargalar gibi yüksel ve sal beni asfalta.)

 

Kendindin ve bu yüzden sevemiyorum şimdi seni.

(Bana uçları kırık fincanlar bıraktın yalnızlıklardan.)

 

 

Ellerinle sözlerinin altını çiziyor musun hala konuşurken, gülmeyeceğim.

(Şimdi yanıma uzan biraz, gözlerinin altını çizeceğim.)