ŞİŞLERİ BIRAK DA YÜNLERİ YAKALIM; DAHA HIZLI ISINIRIZ

Son günlerde seni düşündüm; bir intihar yöntemi olarak kullanılabilirliğinden bahsettim kendime.

                     

    Ben başlayayım, sen gerisini getirirsin.  Git getir, ben susuyorum ki susuyor şimdi terk ettiğin her katil bitki. İçimi kemiren onca şeyin arasında en sadığı ölü tavşanlar oluveriyor. Bana mucizevî şiirler ve direnişler bahşediyorsun. Ne hoş; ama ceplerinden yaş akıyor, görmüyorsun. Ben beton çocukluklara ağlıyordum, sen kendine mi sanmıştın? Sana bir isim koymaya çalıştığım geceleri ne de çabuk unutuyorsun? Düş düş düş düş düş düş. Bu bir emir değil hayaldir. Beni sev istemiştim, zaten herkes de öyle istemiştir.

    Beni yanlış şarkıda dansa kaldırıyorsun. Rüzgârda dalgalanıyorsun sanıyordum; meğer kopup gitmek istiyormuşsun – nankör bayraklar gibi -.  Ben diyordum ki biraz daha sarıl; sen ise kalbimi sıkıyordun.  Şimdi bir tülbent içerisinde sıkıştırdığım kalbinin özüne ulaşmak ne mümkün? Senin kalbin dalgalarla aşınmayacak bir kaya parçasıymış. Tuzluydun, demek bundanmış.

    Tüm hatıralar pütür pütür; hepsi nasıl da salyangozlar gibi en geride. Dokunmakla harekete geçen bir volkan gibidir geçmiş. Geçecek sanıyorsun; çünkü adı öyle. Biraz kanla rahatlayacak oysa tüm bu insanlar. Ara sokaklardan taşan ve zamanla soluklaşan. Şimdi kan da aşk gibi; birbirine bağlı gibi ikisi. Biri gidince diğerine gerek kalmıyor sanki. Belki ben aşk gitti diye kanımı dışlıyorum. Belki senin kanın çekildiği için aşka ihtiyaç duymuyorsun.

    Buralar yeşil alanlar, buralarda kuşları izlemek ve bulutları bir şeylere benzetmek serbest. Belki gizlice beni öpebilirsin, bekçileri hiç düşünmeyerek. Bunlar babalarımızın bol paçalı yıllarından kalma plaklar. Bu sefer de yanlış şarkıda gidiyorsun, seni tutmayacağım. Seni tutmak; en sevdiğim kitabı tutuşturmak gibi.

    Kimsesiz aşkların yorduğu şehirler vardır. Bir kız oradan oraya koşuşturur ağlayarak. Tüm şehre bulaşan bir lanettir onun burun çekişleri. Ne gerek var? Tüm bunların bunca ceset içerisinde plastik çiçekler gibi sırıtması neden? Ben derdim ki tüm perdelerini sökebilirsin semtin. Senin korktuğun birileri mi vardı ya da hiç güvenmiyor muydun bana?  Gözümün içine intikam kusan bakışlar fırlatırdın. Ben bunu sevgi sanıyordum;  buna inanırken seni de yordum.

    Ama biliyorsun, sen bahsi geçen petunyaların neye benzediğini bile bilmiyorsun. Kış geldiğinde üşümek gerektiğini, portakalın güzelliğini, narı neden sevdiğimi, neden git dedim neden gitmeni istemedim; biliyorsun.   Beni uzaktan seven adamlarla bile yakın akraba çıkabilecek kadar sıradanlaştın orada öyle durdukça. Bir fotoğraf bile olabilirsin hiç beğenmediğim aslında.