BUGÜN BANA ÖLECEĞİNİ SÖYLEDİLER

Anneme sordum ağlamaktan ölür müyüm diye.  Üzülme, tüm kediler cennete gider dedi.

    Tüm kediler cennete gider dedim ve o güçlüdür, sen onu tanımazsın. Gözünün içine bakarak seni ağlatabilecek kadar ağuludur onun mat yeşil bakışları. Bilmiyorlar ki bazı gecelerinde yalnızlıkların;  sonsuza kadar seni yazdım, kalbimi lastik gibi uzatarak. O zamanlar geniş pencereler ardında ve mavi; pencereme taş atarlardı ki onlar benden de yalnızlardı.  Seni bulduğumda ne büyük bir çaresizliktin, nasıl çok ağlıyordun, eylüller ondan susuz; ondan yağmursuz belki hala. Ne güzel ve ne çirkindin. Kucağıma bayılan bir kenar mahalle düzenbazı gibiydin. Seni seveceğimi bildiğinden, çekinmedin koynuma girmekten.

    Neden beni sevesin ki plastik tıpalı Aglianico şarabı içtiğim için mi?  Sana dokunmak bile üzüyor şimdi beni. Sırrı dökülmüş bir ayna gibisin; doğruyu söylemiyor gibi, beni üzmek istemiyor gibisin. Geçti artık, boş ver; çok üzülmezsin, artık zamanı gelmişti der gibisin. Seni de yanımda götürebilirdim. Üşüyeceksen benimle üşürdün; yalnız değil.  Seni kendimden sakınıyordum, ezelden beri zararlıydım; acımasızdım.  Seni seviyordum, kırılma istiyordum.  Terk edilmiş her çocuk kırgındır, bunu kendimden biliyordum.

   Işıksız ve yalnız olduğumdan ya da tüylerimi parlatamadığımdan sokağa çıkmak bile istemiyordum. Yanına gelmedim çünkü burası derin bir karanlık; saatlerin yitik olduğu bir evren. Evrilmiş bir denizkızı gibisin ya da bir denizyıldızı nasıl kıvrılıp kalmışsa ölürken, işte öyle.   Sonra yine yıllar sonrasından da sonra bana yaklaşıyorsun. Açık bir kalp gibi olduğun yerde sıçrıyorsun. Seni nasıl sevdiğimi bilsen ölümsüz olmayı denerdin.

    Sana inanıyorum, bana inanıyor musun?

    Yüzünü yüzüme dayayışında veya uyku anında elimi kavrayışında bana anlatmak istediğin bir şeyler vardı belki. Ne çok sevdim seni, şimdi yüzüne bakmaya çekiniyorum. Şimdi konuşursan bunca zaman sustuklarını diye, kahroluyorum.  Yüzün bir geceye gömülmüş kadar karanlık, gözlerin yosun kokuyor. Hatıralara bakınıyorum, havayı kokluyorsun. Belki şimdi yığılıp kalacaksın bunca çilenin köşesine. Hep en sessiz ve en gürültülü bakış sen olacaksın. Hep susmayı becerebildiğinden. Oysa ben gerekli gereksiz konuşuyorum. Kendime bile tahammül edemiyorum artık, inan. İnsanlığından utanan birilerine bile dönüşebiliyorum geceleri. Sen sabırla bir anahtar sesi bekliyorsun.  

    En ağlanmayacak mevsimdeyim, gözümden seneler geçiyor. 

    Bu şehirde çöp karıştıran atlar var. Birinin sırtına atlıyorum; saçları biraz kirli. Rüyadayız, yanımdasın. Aynı rüyayı bile paylaşıyor olabiliriz. Bak burada ruj izim var diyorum, sen diğer taraftan tüket hayatımızı. Sessizsin, öldün mü? Neyse ki çabuk yılmıyorsun. Gözlerim iki koca kırmızı balon, seni sevdiğimi biliyor musun?  Ya da en sevdiğim rengi? Füme derim, sen derim. Bir tarihe tanıklık ettin ama farkında bile değildin derim. Ben ağlarken hep oradaydın ama yeterince susmayı bilebildin derim. Geceleri beni ısıtmayı, gündüzleri ise avutmayı… Bazı mevsimler yanağıma umut öpücükleri kondurmayı koca adamlar gibi bildin derim. İnsanlardan daha insan olabilmeyi ve zamanı geldiğinde canımı acıtacak acını içerinde gizleyebilmeyi bildin derim.

    Bildin, ağlıyorum.

    Bana en sevdiğim rengi sor. Sor ki kafam dağılsın.