Mesela çok sesli sesli harflerden oluşmuş bir adın vardır senin,
İsmindeki her sesli harf ne kadar da sesli sevgilim derim sana.
Sonrası hep buhar,
Şuralara bak, şuralarda hep iz bırakmışlar.
Ama kollarım sana tutunmaktan ağrıyor,
Ama aşığım; asalağınım, bırakmam lazım seni artık.
Sinsice ayaklarımın dibinde gezinip kırıntılarımı sana taşısın diye güvercinler tutmuşsun,
Benim farelerim var sevgilim, kalbimi seninle doldurduğum için içimi kemiren.
Hem Paris de sandığın kadar güzel bir şehir değil.
Ben karları seviyorum diye kışlara küsüyorsun,
Biliyorum aslında çok üşüyorsun.
Ben sana uçuşan kelebeklerle seslenmiyorum seslendiğimde;
Benim sesime dolanmış dikenli teller,
Elime saplanmış ihtimaller var.
Sonra sonsuza kadar çoğalmaya devam edecek benekler var;
Dizlerimde, gözlerimde ve sanırım kimsesizliğimde.
Ben yabani bir papağanım ki yeşilim diye beni göremiyorsun,
Göğe baktın mı yerden kopuyorsun.
Beni neden özleyebileceğini biliyordum,
Bu yüzden ilk sebeplerini yonttum.
Oralarda ve buralarda ve benim gittiğim başka diyarlarda,
Hep aynı şehir görüntüsü vardı kartpostallarda.
Kendime âşıktım sarhoşken, bilsen ne güçlüydüm;
Kalbim örülmüştü bir siyah gümüşten.
Sonra serçeler notalardan sekip;
Sonra sekip bazı taşlar bazı kızıl göllerin üzerinden,
Bir akşamın en gözü yaşlı ve eli titrek intiharına
Konar
Çarpar
Çakılır
Donar.