BIYIK BİR TEK SANA YAKIŞIR

   Sana bavullar dolusu sevinç taşıdığım ülkeleri hatırlat bana, gözlerinden kim bilir neler geçiyordur şimdi. Ben toprağa gizlenen böcekleri hiç sevemem ki, sen de bana benzediğinden sen de sevemeyeceksin. Mat gözlerin eminim ki geçmişin aynaları. Kimse bir şey söylemezse geçer acısı.  Belki başka acılarıma komşuluk edersin, bu arka bahçeler de hep pis olmaya mahkûm dersin.

   Koşarken dinleyemiyordum ki seni. Senden kaçıyorum, bilsen bana ne derin küserdin. Dudaklarını büzer ve ilerilere bakardın. Aslında baktığın birkaç düşkün yapraktı ama melankoliden sözde kaçardın. Yılların geçtiğini başkalarının göz kapaklarındaki kırışıklıklardan anlıyorduk; anlıyorduk biz çünkü onlara dikkatle bakıyorduk, belki bize bakarlar diye.

   Her intiharı aşka bağlarlar bu coğrafyada, iki kere düşün. Benim kalbim nasıl da ayazda, kimse barınamaz orada, bilmezler. Mesela sana en çok mavi yakışırdı. Bir tavus kuşu olsan hiç yadırganmazdı. Ama sen sessizsin, ama senin gözlerin konuşmayı çok çocukken sökmüş.  Çok çocuk ölmüşsün ama çok da ölüm görmüşsün. Senin orada olmanı seviyordum, tereddütle ağırlaşmış adımlarla yürümeyi ve geceleri üşüme diye üzerini örtmeyi.

   Sana bir kış tablosu sunuyorum, bahçedeki kuru ağaç üzerinde güneşi andıran turunculukta hurmalar. Az martı ve çok karga. Sen birine âşıksın, kesin. Birileri birilerine çok fena kızgın, sebepsiz. Hop bir fren sesiyle uçuş denemelerine geçiyorsun. Ben bu hikâyede başka bir şeylere ağlayan kadınım ve seni hiç tanımıyorum. 

   Sonra senin arkandan ağlar onlar da. Sonra benim arkam hep uçurum.  Sonra hep geri geri düşer insan mutsuzluğa düştüğünde. Sonra benim kadehim hep parmak izi, senin suyun hep yosun. Bilseydim ilk fırsatta gideceğini, seni …

   Cinsiyetlerin önemi kalmıyor acının kralını çekerken; kız çocukları koca adam, koca adamlar kız çocuğu oluyor.

   Yıllar geçince buluşup, yalnızlardan konuşuruz. Eskiden dinlemeyi severdim birilerinin sesinden, şimdi ne güzelmiş sessizlik diyorum; bunu kendime ağzımı açmadan söylüyorum. Sonra geyikler geçiyor, çünkü kışa en çok onlar yakışır.