ELEKTRONİK İSA

   Kim dedi ki inanamayacağımı, bir kar biter ve başka bir ülke başlar. Kimisinin de bilinmez bir uçurum sevdası ve sütsüzlükle kutsanmış akşamları var. Bir defterin sayfalarını şekilsizce yırttıran ayrılıklar ve tüm anıları tekrar tekrar hatırlatan dipsiz çınlamalar. Köpeklerin susup da kuşların koroyu devraldığı saatlerin beş dakikalık boşluğunun sessizliğine haykırılmış birkaç gitme var. 

   Sanıyorlar ki insan istediği için gider.

   Sokağı bitirip denize başlıyorum, tren de geçerse manzaramız tamam. Hışırdayan ağaçlarla bir filmi paylaşıyorum. Beni izlemediğini yanındakinin yüzüne dikkatlice bakışından anlıyorum. Soruyorum, tüm bu mumlar niye eriyor? Niye erir ki tenler ve tekerrürler? Suskun elçiler ve kış gelince ölen yaşlı diriler. Kendini değiştiremeyişinle ve özleyişlerinle, suskunsun. Suskundur zaten tüm göçebeler. Anlatılacak hikayeleri üst üste dizilidir ve bu yitikliğin en başı, en altında kalmıştır anılar yığınının.

   Kendi tuzağına düşmüşsün geceler boyu.

   Bir rüyaya gömer o tüm ölü kedilerini; yosunlu göklerini ve sıkışmış çekmecelerini. Kapısında kalmış çoğu aşkının. Çoğu hikayeye figüranın da figüranı olarak başlamış. Çam ormanlarında kaybolmuş bir dönem, bir dönem kendini hep kozalak sanmış. Yıldızlı gecelerin nasıl koktuğunu ezberlemiş; dolunayın neden bu kadar kimsesiz olduğuna üzülmüş kendisini unutup. Kendisini de zaten, bir bekleme salonunda unutmuş, herkes gidip de yalnız kaldığında; en sonunda.

   Bir zarfa sığdıramazdım diye yazmadım çoktan unutulmuş olan yalanları.