Beni altmış iki kupona dağıtan gazetelerden kese kağıdı yapmışlar sevgilim. Beni dağıtan kederleri görmezden gelmişler. Filmlerden öğrendiğim kadarıyla soyumu bir balyozla kırabilirler; kurşun harcanmayacak kadar değersizim. Bir şeyleri onarıyorlar yine diye bakıp da düşündüğüm sokağın ortasındaki çukur benim mezarım da olabilir; beni olsa olsa bu sokağa gömebilirler. Anılarımla tıkılacağım bir toplu mezar. Şuraya bir koltuk koyardım, pastel perdeler dikerdim. Koltuk V bir koltuk olsun sevgilim, herkes herkesin yüzünü görsün; herkesin yüzündeki kibir dolunay gibi görünsün.
Önce kalın bir dalın kırılma sesini duydum içimde. Hiç cam kırılmasına benzemeyen bir ses. Benim kalbim olsa olsa ahşap olurdu, yoksa bunca kıçı kırık aşkta nasıl böyle tutuşurdu? Sonra içime yayılan bir asit, yerini tam bilmediğim organlarımı ılık ılık parçaladı. Midem bulandı ama kusmamı engelleyen dev bir öksürüğe kapılmıştım. Dalgalar kabardıkça dibime çöküyordum, yosunlar buradan bakınca salkım söğütleri andırıyordu. Şairler şiirler yazmış, çoğunu şimdi hatırlayamıyorum.
Yolda yalnızlığımı yüzüme vuran iki gölge vardı sevgilim. Biri benim biçimsizliğimin gölgesiydi, diğeri de sokak lambasının. Seni nasıl sevebiliyor olduğumu sorgular olmuştum. Kalbim şişiyordu, belli ki su çekiyordu. İçime sızan bazı yaşlar vardı kesin, bir kaçak söz konusuydu; ülkede bunun ustası yoktu. Olsalar fiyatlar fahişti; olsalar, kar da yolları kapamıştı zaten.
Köpek boklarının üzerini kapayan kabarık karlarda nasıl da zevkle yürüyoruz. Tüm bunların eriyeceğini ve karşılaştığımız manzaranın midemizi bulandırabileceğini düşünmüyoruz bile. Dürüst olayım, ben düşünmüştüm. Her şeyden önce, tüm güzelliklerden önce aklıma karın altındaki çöp yığını takılmıştı. Bir şeylere takılmıştım, duraksamıştım bir an için; belki ellerindi onlar senin.
Zihnime monte edilmiş, görünmez, açma kapama düğmesi acılar olan, beni terk etmeyen bir zaman makinem var benim; insanı sadece geçmişe götüren. Orada balık gibi boşluğa açılan ağzımdan “Senin de yalanlarını tanıdım.” dökülüyor sadece, hepsine hem de; hepsine aynı şekilde. Kendimi omuzlarımdan tutup sarsmak istiyorum. Ve bazen de kendime sarılmayı, istiyorum.
Belki başka hikayelerin kahramanı olmak isterdin, belki saçlarını geriye taramak ve gün batımında gözlerini kısıp sigara içmek. Ama benim hikayelerim tekerrüre takılmış. Ama benim, bir çakı almam an meselesi haline gelmiş. Dışa fışkırmayan kırgınlığımsa sana denk gelmiş işte. Bu yüzden mendillerin hep cebinde kalacak.
Susmaman lazım daha çok yaşayabilmen için. Daha çok su içmen, daha az göz kaçırman lazım mesela. Sigarasına aşık sağ elimi ısıtabilmen lazım şu içine sıçtığım kış aylarında. Şakaklarıma oturan kalp ağrımı söküp atman lazım ama böyle değil. Sökülmüş bir kalbin yerine çatlak bir bardak konulduğu nerede görülmüş sevgilim? Hurdaya çıkmış anılar rafları mıyız birbirimizin?
İnsanlar ve iç çekişleri önümden dakika başı geçip gidiyor. İçime çekiliyorum, istersen bir tornavidayla kanırtıp çıkarabilirsin olduğum yerden beni. Cilam çizilir, pulum dökülür, içim ezilir, façam bozulur ama olsun; zamanla unutulacak kadar küçülecek olsa da senden kalan bir izim olsun.