Nefes alır gibi dairesel genişleyen iklimlerin kurbanı olmuş bir şehre sıkışıyorum. Nefes alır gibi mucizevi ve ne kadar da basit bu yeniden ve yeniden dirilişler. Güzel diye yürüdüğüm yolların kedileri de uçuşmuyor artık karanlık sabahlarda. Elinde yırtık mutluluğuyla sağa sola yıkılarak yürüyen kadınları ciddiye almayın diyorum, onların kayda değmeyen hikayelerine is sinmiş. Onların saçları keçe gibi, elleri çok dikenli, sözleri anasonludur gecelerde. Hep hayali bir sabuna basıp düşerler, hep bir hayalleri kırılır yalnız kaldıkları hecelerde. Ve bilmezler ki ılık gecelerde kapının altından atılan zarflarda tamamlanamayan cümlelerden oluşmuş bir anlamsız veda hutbesi çürümekte. Sulu kara bile sevinen çocuklar gibidir onların umutları. Bugün pazar oysa, bugün tanrıya bile tatil. Katil, kırık bir şemsiyeyle işlediği cinayetinin vicdan azabından kaçarken limana doğru, arkasında bıraktığı delillerden ve bir şarap parası dilenen delilerden, tuzlu tüylerini yalayan kedilerden ve tabanıyla tavanı yıkık evlerden; tüm bunların birinden işte, anılarının en iğnelisinden gözlerini alamıyor. Gözlerini alsa, sözleri kalacak orada. Orada cızırdayan bir lambanın altında hareketsizce durup gidenlere ağlayan ıslak bankın kollarına yapışmış yırtık gazetelere haber, kendine küskün, annesine keder, babasına utanç olarak kalacak. Kemirdiği tırnağı dudaklarının arasından zemine dökülürken, delindi diye çamura sürülerek geçici onarımlara maruz kalmış bir yeşil top, ayaklarının dibine yuvarlanacak. Bazı memleketlerde çatlayan kalplerini bir intiharla çamura süren kadınlar da var; bazı memleketlerde daha acıklı ölür küskün kadınlar. Biraz kırıntı arayan kumrular, güzel kirpikli atlar, kel ağaçlar, bulanık bakan kasabalara karşı; karlar içinde renksiz tırnakları ile gözleri beklemekten yoruldu diye ölen kadınlar da var. Çok ince bir rüzgar var beynimin ovalarında, kadehlerimi uğuldatan ve yalnızlığımla iş birliği yapıp seni hatırlamamı sağlayan. Nereye gitsem küçük kalıyorum, belki de tüm bunlar ondan; ona dokunduğumdan.