Kahve pişirip kadersiz kediler büyüttüm.
Yeni doğmuş bir kedersizliğim vardı, onu da çürüttüm.
Bunları hep sen yokken yaptım.
Belki bir günün dünden kalma saatlerinde, beni de özlersin diye.
Bak bu şişeler gözyaşı. Bak bu mevsimler de en sevdiklerim. Marcus’un bakışları belli ki annesinden kalma; hem çok kadın, hem yüzüne çok ıslak. Başını öteye çevirip kuşları ve arabaların duvarları yalayan farlarını izliyor. Fincanı açmama bile gerek kalmıyor, falımda bugün de yoksun. Vişne seviyor olmasam seni bulamayacaktım. Daha az sigara içiyor, daha derin nefes alıp; insanlara daha rolsüz gülüyor olacaktım. Beni tüm bu dışarıya tüküren… Benim mezarıma da en çok sümbül yakışmazdı zaten.
Boynumda hareketlenen bir iki parmak; bunlar da mı benim ellerim peki? Bunlar da mı benim sözcüklerim? Bunlarla mı yontuyorum biçimsizliğe mahkûm kalbimi? Marcus’a gelsene dedim, o bile gelmedi. Öyle bir zamanda gittin ki, ölmek için bile erkendi. Birkaç güzel hatıraya takıp fişimi, sıkıp çoktan kırdığım dişimi, biliyorsun işte, hayretle izledim ben gidişini.
Biraz daha sulara baktım. Biraz daha beyaz şarap ve hararet. Oysa yaz değil, oysa bir yaz, senin tenine ne yakışırdı. Ağustosa da terimiz bulaşırdı. En karanlık saatlerinde gecenin, yol kenarında bir kaplumbağa işte – seni ve beni hiç tanımayan – çok eşsiz bir manzaraya tanık olmuş gibi şaşırırdı. Dolunayın pürüzleri de o zaman bizi inkâr edemezdi. Daha bir uzağa giderdik, mektuplarımın adreslerini kaybettiği.
Bazen hiç de çocuk olamayacak kadar Mesihsin. Girdapsın, nemsin, arnavutkaldırımısın. Ellerin kanıyorsa zaman zaman, belki bana yanağını uzatırsın. Oturur bir parkın çatlak banklarına, manolyaları sayarız. Burada bir sincap koşuştursa ne şahane olurdu değil mi deriz. Gülüşürüz, çocuklara kulak tıkarız. Yağmur yağarsa, ıslanırız. Islak bir eldivene basarsın, tekerrür olur. Bir yerlerde karşılaşırız yine belki, ne güzel bir tesadüf olur.
Bana hiç belki bırakmadın.
Bana hiç ten rengime uyan bir yara bandı; bana hiç tenime uyan bir yara.
Ne bir kâbus ne bir kahkaha…
En son bir seni seviyorum kalmıştı, onu da aldın.