Bir alarm başladı sokağın diğer ucundan. Bir telefon çaldı, aynı anda. Bunlar duymak istediğim kelimeler değil. Bunlar, sabırla öpmeyi beklediğim bir ağızdan çıkmıyor.
Kalbin, keşfedileli çok olmuş bir kara parçası; üzerinde tabiata dair hiçbir güzelliğin barındırılmadığı. Ruhunun ışıltısı neon bir tabela aslında.
Ters yönlere gidelim, çok çirkinim. Günleri ve ezgileri karıştırıyorum; sanırım öleceğim. Hayallerim büyüdü, ellerim küçüldü. Yetemiyorum, yetemiyorum… Ters yönlere gidelim.
Beni ne de çok sevmediğin gösteriliyormuş büyülü göz çukurlarının sinema salonlarında. Ben de tam seni öldürmeyi düşünüyordum ki sen önce davrandın. Kalbim ne keriz.
Bana uçurumları vaat eden ellerinin ayasında hangi gerçeği gizlediğini kurcalamak bana düşmez. O kangren kuşlar attığım lokmalara üşüşmez.
Ne çok gülmüştüm, hep içimden. Hep içimden seni sevdiğimi tekrarlıyordum. Hep içimden geçenleri kovalıyordum aksi bir köpek gibi. Yoksa gidecektin, biliyordum.
Kestanelerle taçlandırılmış bir sokaktan geçiyorum, bu ilk değil. Kedilerin bile ıslandığı bir yağmur düşün, ne feci. Ben yalnızım ve bilmiyorum bu insanlar kimi sevdiklerini sanıyorlar.
Onca yapay sözcüğü boyadım, yine de gerçekçi durmadılar. Çayırlarımın atları bile soldu, güneşimi kesen duvarların yıkılmadılar. Bana hızlı yayılan bir acı bıraktın ve bunun kökünü bulamadılar.
Sana; bensiz çıkacağın seyahatlerin için bir anı defteri, dağınık kalemlerini bir arada tutabilmen için desenli kumaşlar, belki hatırlamak istersin diye bir tutam saç miras kalacak. Sevgiler de ölür çünkü kopuşlar mevsim değişimine denk geldiğinde.