Oturup bir mayıs daha bitmeden,
Hatırası çok olan mevsimlerden geçerken,
Sen de çok oldun artık, gitsen iyi olurdu diyorum.
Unuturum belki, unutursam geri dönersin.
Kendini hatırlatmaktan büyük hazlar duyarcasına,
Cama çarpıp duruyorsun;
Şapşal!
Ben kiminle ne içiyorsam, hep bir başkaları var.
Hep bir başkalarının omzu açık,
Benim bezgin dertlerime.
Annemden ne kadar da güzel bir çocuk olduğunu dinliyorum,
Saçlarını ve bakışlarını.
Annelerin bir köşede unutulmuş alyansları…
Kimse yok ki!
Kimse yok ki, kimin gitmesini bekliyoruz ağlamak için?
Öyle bir mevsim, sigara bile tatsız geliyor,
Polen, çimen ve toprak,
Belki bazı güzel anıları tekrar tekrar hatırlayarak.
Birileri giderdi, ben de giderdim.
Kim bekçi kalıyor şimdi şehirlere?
Oradan tren geçer, pencereleri kapat,
Burada sirenler ve aniden beliren hayali pelerinliler,
Birbiriyle kavga eden kargalar, alçak uçuşlar…
Uçaklar geçiyor, başım dönüyor.
Döner mi?
Hiç sanmıyorum.
Yine petunya, yine ölü tavşanları çocukluğun,
Yine avaz, yine kâbus, yine tüy kaplı yılanlar.
Daha çok iz bırakmadan birileri üzerimde,
Önem verdiğim herkesin üzerine,
Eze eze kelimeleri ağzımda, ettiğim yeminler.
Hep bir bu sefer farkındayım,
Hep bir bu sefer kabullendimler.
Bu sefer belki farksız olur,
Ne de olsa üzerine konuşmak istemediklerimi yazıyordum.