BENİ ARKA BAHÇENDE BESLE

    İyiyim, yalan söylemeyeceğim. Sen beni öp, ben dişlerinin peşinden gelirim. Uçamayacağımız kadar sıcak bir gecesinde mevsimin, sevinçlerine dolanır sendelerim. Bana tüm bu paylaşma saçmalıklarını ve kuru inancı yutturan ellerine yaslanırım.

   Beni taşımak, boş bir büyük poşeti taşımak gibidir; bir süre sonra gevşeyecek beni kavrayan ellerin.

   Sonra bana bir başka şehir adı uydur. Bir başka masal olsun, ben yine uyurum.

   Öyle bakıyor, korktuğundan. Hepsi korkuyordu, yadırgamıyorum.

   Beni küfürlerinle sevsen, kim utanır? Hep aynı kadehi kullanırım, bir alışkanlık kazanırım yokluğunu da kabullenen. Zaten en güzeli, kabullenebilmektir gittiklerinde bıraktıkları sinsi sinsi çınlayan yeri.

   Beni çok sev, yoksa katili olacağım kendi düşkün dizlerimin. Dizelerimin altını çizecek kalem bulamayacağım çekmecelerinde bu pis evrenin. Beni çok sev, yoksa hararetli cümlelerinde havalanan o güzel kaşlarını patlatacağım.

   Ben kimi sevsem ısırıyor zaten. Ben kimi sevsem karıncalı. Kırçıllı. Denize açılırız olmadı, orada kaçamazsın. Orada kaçamam sandıklarından bir bahanem olur gitmemek için. Yoksa biliyorsun, her kirpiğimden bir tren geçer.

   Sana neden yalan söyleyeyim kollarının yapışkan akşamlarına teslim olmuşken?  Sana neden yalan söyleyeyim, yoksun bile.

   Kibrimi üç kuruşluk çürük kibritleriyle tutuşturdum bazı eksik şehirlerin, hangi mezarlıklarına gömeyim gerçekleşmeyecek dileklerin fitillerini?

   Beni bahçe kapısında karşılayan bakışların vardı, bak bunlar da benim hayallerim. Pencerelerinden soğuk sızardı, romatizma sızlardı. Biz yaşımızdan yaşlıydık ve aşk da bize kamçıydı.

   Yoksa neden kekik kokusunda gezinmiyoruz bazı şarkıların. Bazı şiirlere taş atıp kaçmıyoruz?

   Hep bir yokum, hep kendimi gizlediğim küvette ölü bulunuyorum.

   Hep bir yalancısın mutlu toplulukların topuk diplerinde ama yalan söylemeyeceğim, iyiyim.