UMUMİ KÜFÜR

    Onlar artık başka şehirlerin insanları oldular. Ben, sözlerini anımsayamadığım bir şarkıya yaslandım. Sislerin arasında ne güzelsin. Seni kaybedeceğime nasıl da eminim. Tene sapladığın her hilenin acısında… Ve biliyorsun, ağzımı açıp neden diye sormak da hiç yakışmıyordu bana.

    Kelimelerimi bozup bozguna uğratıyorsun beni. Tüm imlamı alt üst ediyorsun. Altı üstü kimsesiz pul koleksiyonlarında memleketsizliklerin, büyüteçle birbirimizi arar olmuştuk. Kime zararımız dokunmuş olabilirdi ki gitmekle lanetlenmiştik?

    Sana şiir okur, ellerini koklardım. Gözlerinin çöllerinden geçen develeri ve biriktirdiğin kini öperdim. Tüm kimsesizliğimle kucaklardım duvara yansıyan gölgeni. Sevdiğim çocukların adsızlığını anlatırdım sana. Bu, geceler boyu sürerdi.

    Tırnağının yüzümde bıraktığı iz bile gitti sonra. Saçlarıma sinen dumanın ve başkalarına olan inançsızlığım da gitti. Daha önce hiç izleyemediğim bir sirkin ortasında kalakaldım hayretler içerisinde. İçerisinde infilak barındıran gecelere uyudum.

    Yolculuğa geç kalınmış sabahlara uyandım. Oysa hep topluydu bavullarım. Oysa hep toktum bu yalanlara. Filmlere mi ağlayayım? Oysa işitmiyorsun bile artık beni. Artık çok geç, geç kaldık diyebilmemiz için bile.

    Sana kırılıyorum, rüzgâr esmesin. Sarhoşluğa bile bir sebep bulunamayan gecelere hapsoluyorum. O katırtırnakları bile soluyor, sen bunları bilmezsin. Ben sadece oradan geçiyordum, nerede olduğunu unuttuğum yerlerden.

    Nerede olduğunu bile bilmediğim ellerinden su içiyordum. Bunlar hep rüya, diyorsun. Kimse benzemiyor ama benim pazar sabahlarım. Hep çok erken gidiyorsun. Hep çok erken karar verilmiş bir intihar, hep çok erken doğurulmuş aşklar…

    Pencerelerine yaslanıyorum, düşmeyeceğim. Bunlar çok geçmişin sararmış korkuları. Şimdi adam akıllı deliriyorum, görsen inanmazsın. Görsen, tanımazsın belki. Acemi rujlar ve yapay kibir. Çok uzak akrabalar gibi bana benzemiyorken hiçbir hücresi bu fikirlerimin…

    Sana etimi sıkıştıran bir yalanı haykırıyorum. Damarlarına dayayıp kulağımı, geçen trenleri dinliyorum. Beni de götür. Beni de götür. Beni de götür! Artık ne kendimden, ne saçlarıma yapışan ellerinden, ne yıkılan ağaçların gölgesinden, ne de kimsesizliğimden korkmuyorum.