KÜKÜRT – YOSUN – RÜYA

    Bakışların aklımı kaçırıyordu.  Göz kapakların uçuşan yalanlarını sabitlemeye yetmiyor. Ama inanmak, masadaki plastik çiçeğin üzerine eğilip, çok güzel kokuyorlar demek gibi.  Birinin ellerini sahiplenmek gibi. Kendini buladığın çamuru, mayıs yağmuru sanmak gibi.  Hep bir şey gibiydin işte, aslını öğrenmeye çekindiğim.

    Sırtım kanıyor dokunduğunda bana. Senden kaçsam nereye gidebilirim? Yine kendine kızan ihtiyarların arasından, küfürsüz geçiyorum.

    Öyle sabuna suya dokunmadan, teması zayıflık sayan, kendi ellerinin becerisinden bir tanrıdan korkar gibi korkan… Herkes bir savaşa girmekten korkarak dokunurdu birbirine. Çok çocuk kırgınlıklarımız vardı. Bir uçağı sahiplenmemişimiz yoktu aramızda. Hep gitmek istiyorduk, çok bildiğimiz yerlere. Bildiğimiz yerlere; hep fotoğraflarından ezberlediğimiz. 

    Yatıp, kalpsizliklerimizi dinliyorduk birbirimizin. O derin yankısızlığında, seni seviyorum bile duyduğunu uydurmuştu kulaklarım.

    Büyük, kırmızı bir bavulum vardı. İçine sığdıramadığım onca şey ve nereye gitsem bir eksiklik, bir eskimişlik. Kurtuldum sonunda. Kurtuldum sonunda. Kurtuldum sonunda. Yapıştığı yerden kurtaramadığım ellerim ve gözlerim. Hepsi senin olsun.  Bir kalpten başka bir kalbe taşınırken, gözlerine sığdıramadığın az eskimiş seni seviyorumlar gibi, hepsi senin olsun.

    Bir aşığa fazla gelir tüm bu notalar. Bence artık yalnızca, kimsesizlikte anılan bir adın vardır; sisli mayıs sabahlarına uyandığını sandığın zifir kasım gecelerinde.

    Öyle sessiz baktım ama siz beni gördünüz. Sarmaşıkların dibinde serçeler vardı ve ıslak meyve sandıkları. Ayaklarınız yanmıştı. gözlerinizde karbon karalığı, yine de beni gördünüz. Evime kuru dallar taşıyordum; yapacağım yuvada günü geldiğinde kendimi ateşe verebilmek için. Yumurtalarımda kibirli benekler; yani senin parmak izlerin.

    Sende tavus kuşu yalnızlığı var, kırmızı bir leğenden su içen.  Sidik kokar o bahçelerin kenarlarında gözleri kanlı deliler.

    Bana bağırıyorsun, bilsen çok uzaktayım. Beton bahçelerde kanayan çocuk dizlerinde ve bir evin mutfağında uğuldayan radyonun sesinde. Kendini mutlu sonlu masalların göllerinde boğan adamlar ve o adamları sabır içinde bekleyen kadınlar. Ben komşusuyum tüm bu kimsesizliklerin. Bir elma şekerini bitirmeye çalışırken yapış yapış ellerimle senin kirpiklerine dokunmuş gibiyim.

    Birbirimize açık değildi koynumuz. Bu yüzden hep kaçıyorduk kendi boşluklarımıza, gece olup da aşkın atlıları sokağı nal sesine boğduğunda.