MAYIS – PETEK – KAKTÜS

    Hepsi birden ötmeye başlıyor, ben tam sana aşktan bahsediyordum. Doğanın en geveze günündeyiz, yaz ensemden akıyor. Gün batımına karşı, limanda tokuşmuyor şişelerimiz, ellerimiz tutuşmuyor. Durmadan gemilere bakıyorsun ama kaçmana izin vermeyeceğim.

    Bana söyleyemediklerinin naftalin kokusunda biraz mide bulantısı biraz baş ağrısı sıkışmış. Uçuşmayan ne kadar kelebek varsa hep sıkı sıkıya kapalı dudakların yüzünden. Sevdiğim, görüşmeyeli eskimişsin. Gözlerinden fışkıran seni seviyorumlar kırışmış.

    Ayrıca o şarkılar da kahrolsun, bana kimi sevdiğimi unutturdular. Bana hangi histen kaçtığımı, kendimi neresine saklayabileceğimi kimsesizliklerin. Kimi kimsesi olmayanların kendilerine yaslanmaları gibi, güneş batıyor. Sen hala gemilere bakıyorsun.

    O adalarda başka hatıralar var. Senin ellerinin dokunmadığı ağaçlarla çevrili bahçelerde başkaları gülüşüyor. Sen kendine bir mektup yazmışsın, imzanı da avucuma bırakmışsın. Ne mi yaptım? Martıları saydım. Kurbağadan korktum, susadım, seni unutmayı denedim.

    Seni uyutmayı denedim kesintisiz kelimelerimle. Belki gidişin ertelenir. Belki düşün uzun sürer. Belki bir kâbusun korkusunu atamazsın uyanır uyanmaz üzerinden. O gemi de seni almadan gider. Ezip ellerinin öfkesini hep bir kayaya çarptığım ayaklarımla, kibrini tekmelerim.

    Ben bu kirpikleri ve kelimesiz galibiyetleri başka bir ülkeden getirdim, sen daha konuşmayı bile sökmemiştin derim. Hangi harfi sırtıma saplayıp gidebileceğini düşünüyordun ki derim. Tırnaklarım anılarımız kadar körelmiş olsa da, sende derin bir iz bırakırım derim.

    Ve sen baş ağrıtan lambaların ışığında; sandığından daha sandık lekeli, daha lime lime… Yangından yeni çıkmış tepeler gibi çıplak ve kimsesizsin.  Kediler titrerken uykularında, seni hangi günde unuttuğumu bulmak için sensiz gideceğim.  Sen de hangi devirden kaldığını bile hatırlayamadığın dürbününle, gelip geçen gemileri izle.