PUDRA

      Son kullanma tarihi geçmiş düşlerin ve geriye kalan her şeyin de gerisinde; sana el sallıyorum, beş parmağım ve bir kırgınlığım var. Her şeye bulaşmıştır biraz başkasının mimikleri, biraz kesilmiş ağaçların taze kokusu. Kime baksam bir geçmiş görüyorum, kime baksam oraya buraya sıçramış tutunmaya çabalayışları onların. Bense tutunamıyorum, seni bırakamadığımdan.

      Sebebim çok oluyor kendimi parçalara bölmek istediğimde; inkâr etmeye yeltenemiyorum beni sevmediğini. Uzayan gecelerde saklambaç oynayan yeni âşık çocukların üzerinde gölgemiz geziniyor; yalnızız biz patlak yıldızlar kadar. Onlar diliyor, biz gülüyoruz dişsiz.

      Kırık kadehlerin üzerinden kendime yürürken, en çok da yanılmış olmayı dilemek… Kendime tosladığım terli sabahlar, kendimi zorladığım alış artık bunlara geceleri geçiyor sayfa sayfa. Yoksunluğun takvimini icat ediyorum böyle gecelerde. Ellerini icat ediyorum, beni sen öldür diye.

      Oturup yokluğunun köşesinden bir ısırık alıyorum, sanki yüz yıl kemirsem bitmeyecek gibi. Kanıyorum, korkmadan. Korkarsam elimi bırakırsın. Beni yokluğuna hazırlarsın, çünkü tüm iyi adamlar bunu yapar gitmeyi düşlerken.

      Sinsi sinsi gözlerimin göğünde süzülen pek zararlı gazlar gibi, ağlamak gelir, geldi mi gitmez. Bitmez yatıya kaldığı eziyet geceleri yanılgıların. Boş sokakta inler kapanan kepenklerin sesi. Akşam oldu, akşam oldu. Akşam oldu, akşam oldu; eve dönmen lazım, bana dönmen lazım.

      Sana tutuşturulmuş sayfalar, kemirilmiş kalemler, tavşan uykuları ve keder biriktiriyordum. Şurada bir yerde. Şurada bir yerde, bir kolum vardı, yokluğunun yetim gibi yapıştığı, kangren. Şurada bir yerde. Şurada bir yerde, bir sesim vardı, ismini hiç duymadığın bir gezegen.

      Süzülen bir tüy gibi pis ve işlevsiziz. Onlar bizi güzel sanıyor, afili düşelim. Tüm bu görünenler yalnızlıklarımızın çok sevimsiz reprodüksiyonları. Herkes birbirimiz için ölüyoruz sansın, bırak! Söylemeyelim. Kimse defalarca öldürüldüğümüzü bilmesin.