ACI ŞURUPLARI TÜKÜREN ÇOCUKLAR GİBİ REDDEDİYORSUN BENİ

Orada dinleniyordum, birbirimizden iki şehir gibi farklıyız. Sen haritanın göze çarpan bir köşesindesin, ben bir zamanlar bakir olan fotoğrafsızlığın hatırasıyım. Orada başımın üzerinden leylekler geçiyor, çok yolum var, ayaklarım şişiyor. Gözlerim şişiyor bazen, ağlayamadığımda kabuslarımda. Sen, şimdi biraz terli, uyuyorsundur. Duvarların bana ne uzak. Bana ne uzak tahmin bile edemediğim soluğun, sıcak. Arka arkaya yakılmış sigaralar ve nefessizlik geceleri. Geceleri daha güzelsin belki, belki sevmemek lazımdır seni. Seni anlatıyorlardı, hiç sormuyordum üstelik. Seni anlatıyorlardı, bir modası geçmiş tanrıymışsın gibi. Hiç sormuyordum nereye gömüldüğünü. Pencerede bıraktığım iz, kollarımdaki güneş lekeleri, kaşıntı, kuruntu, huzursuzluk, nem, inanç, uyku, kabus, geyik çıkabilir, yağmur ve sis. Geçer gider miyiz bir gün tüm bunlardan dedim kendime. Kendimi seğiren göz kapaklarımla susturarak derin derin iç çektim. Kucağımda başkalarının çocuklarını büyütüyordum.  Benim de yüküm buydu. Hep gitsinler diye. Hep gitsinler diye. Hep gitsinler diye seviyordum. Kim var orada bakışları ve olsa olsa rüzgardır umutsuzluğu. Yalnızlık insana nasıl yapışıyor biliyor musun? Uykuyu reddettiğin gecelerde. Yoksa, yok bir el ellerini kavrayan tüm dünyanın hissizleştiği gecelerde. Damarların bile seni terk edecek gibi sanki. Sanki göğsümden boğazıma tırmanan sinsi solucanlar gibi, öldürecektir bir gün tüm bu kaygılar hepimizi. Kabaran kelimeler ve kuru gürültü. Sararmış akları gözlerin ve tahammülsüzlük. Şefkatten bahseden mektuplar da ıslak şimdi. Beynimi bozguna uğratan bir matkap sesi gibi seni sevdiğimi inkar etmeye çalışmak. İnkar ve itaat ile kaynatılmış onca hissizlik. Tarçın kokmaz ki çürüyen aşklar. Öyle toza bürünmüş, öyle bırak, rahat uyusun çocukluğun. Üzerini örttüğün an uyanacak belli ki. Belli ki reçine kokusu ve küf ile geçiyor yıllar. Ah senin, kelimelerin de çürüdüğünde… Ah senin, ellerine yosunlu havuzların hüznü çöktüğünde… Ah senin, kimsesizliğin açtığında kanatlarını uçabilmeyi hatırlamak için… Bana sesleneceksin, birbirimizden iki şehir gibi farklıyız. Sen zamanın küle dönüştürdüğü bir ormansın, ben bir zamanlar doldurulmamış sakin sahil.