Ne var yani gömleğimi üzerimden atardım. Hep bir kırık sandalyelerle donatılmış loş salonlarda demsiz çaylar içerdim. Topuzsuz asaletim ve ince bileklerimle hatıralardan sekerdim. Senin olmayan şehirleri işaretlerdim haritadan. Manzaramızın atlarını tamamladık sen gidince derdim. Duvar, mecburen dinlerdi beni. Biraz kanasa ellerimiz geçecekti. Biraz düşsek belki… Düşünce geçer. Düşününce geçmiyor ama düşünce geçer. Tozlu evler ve bayat badem şekerleri. Kusursuz gülüşlü kadınların ev terliği koleksiyonları, aile albümleri, tahta bacakları kuşların göğü, bulutsuz uykusuzluklar, vicdan rahatlatıcı haplar, tolerans, zifir, telve, işlevsiz ama dekoratif onca anı. Bana çok yaşa demişti. Bir toz bulutuyla taradığım saçlarıma akrep dizmişti. Sessiz gülümsemeyi becerememiştim. Meteor düşüyordu plajlarıma. Gölgede genleşirken tenim, kime benziyordum böyle baktığımda? Sen söyle.