MANDAL

Güneşin rengini çaldığı kıyafetler gibi, kaçırıyor dudaklarının rengini ayrılık. Kim suçluydu ben damarlarına dokunurken? Yıkık bir kilise gibi ama hayli dimdik dikiliyorsun işte karşımda. Ellerim perdeli, tüneyemediğim dallardan bir dal olarak, bu senenin tüm bronz madalyalarını sana sunuyor o malum heyet. Dilinin üzerine bıraktıkları hapların ardından gözlerini yumuyorsun. Çeneni sıkıyorum, istiridye ağzının içi çoktan boşaltılmış. Bana, yaslandığım boyalı duvarları hatırlatıyorsun. Ben oysa o an, dinleniyordum azıcık. Kopardığım parmağımla karın üzerine çöp adam çiziyorum elbette. Bir de gökkuşağı. Kediye benzemeyen kediler. Susturulduk mu? Evet. Benim sana söylemediğim malum şeyler. Ne oldu, arka mahallenin çocukları büyüdü. Ne oldu? Tüm ağaçları kestiler. Ne oldu? Parçalayacak bir kuş bile kalmadı kedilere. Ne oldu? Zaten hepsi, tüm paslı kapı zilleri, tüm mermer avlular da öldüler.