Ne yapalım?
(Şurada bir sigara yansın.)
Ne yapalım?
(Küle dönsün o biraz.)
Sonra tahin kokusu ile geçtiğim sokak ve sert ekmekler. Gri havalar, gar ve kişniş. Birbirine bağlanmış onca razı gelmek arasından adının baş harflerini seçmeye çalışmamdı belki en büyük saflık. Bu sabun da safmış ama bana alerji yapıyor.
Neden yazdım?
(Yazmasam susmayacaktın.)
Neden yazdım?
(Sus lütfen.)
Sonra günler birbirini it gibi kovalıyor yokuş yukarı ve salyalı. Saat kulesinden gelen ses ve sen bunları üzerine alınacaksın kesin diyen bakışlarımın ardında gün batıyor. Orada bir deniz yok, hayır. Ben başkalarını da seviyorum zaman zaman. Bu ihanet sayılmıyor.
Nereye gidelim şimdi?
(Biraz daha kuzeye.)
Nereye gidelim şimdi?
(Soğuk yastıklar ülkesine.)
Sonra uykusunda öldürülmüş onca aşk var. Herkes bundan habersiz. Başucumdaki tarçın kokup duruyor. Günü geçmeyen onca şey var. Mektuplar eskirdi, ortada hiç mektup yok. Dilimin değdiği pullu yalanların ve itaat. Ahengimiz bozuluyor, çöle dönüyor bahçemiz.
Neyiz biz?
(Bir avuç küf.)
Neyiz biz?
(Küfretme, dur.)
Sonra yalan söylemeyi beceremez her göz. Şeritler boyunca akan yaşlar ve sağlı sollu göçmen tarlalar. Kibrin yaprakları dökülürken yosunlu havuzuna çocukluğun; çocuğuz, seslenenimiz yok, kayboluyoruz. Mevsimler de böyledir. Elbet biri üşürken gideceğiz.
Neredeyiz?
(Sisten görünmeyen yüzler şehrinde.)
Neredeyiz?
(El elesizliğin başkentinin en işlek caddesinde.)
Sonra uzun masalarda yalnız başına yemek yiyenlerin yemeğe serptikleri öz tuzları. Sokak lambasının ışığında izlediğim yağmur ve düşündüğüm keşkesizliğim. Düzeltebilecek bir şey bulamadıkça bozuyorum kendimi. Gözlerim küskün bakıyor, kuşlar düşüyor.