LEKE

Birileri gider, biz hep mutluyuz. Hep uykusuz ve idrarımıza sinecek kadar kahveli. Gözümüzün içine kaçan dumanlardan ağlıyoruz, hepimizin ortak yalanı bu; seni seviyorum diyebiliyoruz. Ne yaptık? Serseriliği bırakamadık ne yaptıysak. Hep bir yalınayak ve isyankâr kaldık. Kim öldü? En çok kediler. Kime baksam yorgunluk bulaştırdı bana. Kim söyledi bu kısık sesli melodileri bilemedik hiç. Huzursuzluk solumaya başladık en sonunda oksijen diye. Ben gitmeyi biliyordum. Gidemeyenlere isim takıyordum, onların adı Vita. Ben gitmeyi biliyordum, beni neremden tutuyorsun? Neyin değerini bildiğimi mi soruyorsun? Şimdi de martılardan akşamüstü haberlerini dinliyoruz. Asılı kalmış hıçkırıklarını örtmez ki bunlar senin. Yüzünü örttüğünde ellerinle, geçmez ki. Akıp duran dudaklarım, kelimesiz beyaz tepeler, ezdiğin onca çiçek, gün batımı ve kuru otlar, mayıs, toprak ve iç sıkıntısı; ekim, gar ve hoş geldin. Ayaklarından dizlerine tırmanan karıncalar, kaşıntı, yanık, kesik, kabuk. Ben kalbimin dilsizliğine tercüman bir dudak bükümü bile bulamamışken, sokakta dalgalanan akordeonun sesiyle, göçümüz başladı mı? Başa dönüyor muyuz?