KARGA KAVGASI

    Yüzüm döküldü sokaktan sokağa geçiştirirken kalbimi. Neydi? Kasımpatıydı beni oraya götüren. Yüzümü dayadım.  Yüzsüzlüğümü unutturmadı. Ayaklarımdan başlayan yağmurla bağışlandım. Hatıralarımızı öptüm, yanına döneceğim, bekle beni dedim. Mevsimden mevsime ani sekişler gibi, yanına döneceğim, tamamen yabancıyız istediğin gibi.

    Birilerinden bahsedip, acıyarak; benim omzum değmez kimsenin omzuna, orada bir boşluk var, sürekli genleşen bir şeylerle dolu bir boşluk. Sızlayan bir diş gibi kendini unutturmayışın var. Zamandan bahseder o yalnız faytoncular.  Tepeler hep yangın şimdi.

    Kimseye söylemediğim miydi sır? Senden bahsediyordum, umarak. Tanrım onu bana ver, o misketleri bile böylesine istememiştim. Kendini kanatmaya meyilli ellerim, yuvarlanan kelimelerle vedalar, hep ağzımı dolduran kanın ılıklığı gibi, akıp gitmek istiyordum.

    Uyumsuz uykularımız vardı, sen bundan gittin. Sen benim saçlarıma düşman, katilime âşık, rüyama gölgeydin; bundan gittin. Burada güvercinler havalanacak, burası öyle bir curcuna sahnesi. Ben kaçıyorum, sen olduğun yerde kalıyorsun.

    Neresi? Kuş bahçesi, çocuk sessizliğiyle iş çeviren. Kedi yalanıydı tüm bunlar, ben bunları hep bildim. Kapı arkasında gizlendiğim çaresizliğimde ve sissinin kokusunu unutamadığım şehirlerin gecelerinde. Bir silah sesi duyulurdu, dizlerimize kapanırdık.

    Nereye gittin? Hiçbir yere. Benim, üzerine hiç düşünmediğim yalanlarım vardı. Üzerine düşmekten çürüyecek yanım kalmamıştı. Sen serttin, perdelerin kocaman desenli, güllerin solgun. Atmosferin toz bahçesi, ellerin diken. Kalbin baştan sona nasır. Gözlerin kanser.

    Tanımak yoruyordu. Oraya sıkışmış bir şey gibi, gıcırdayan hep. Geceleri yankılıydık ama gündüzlerimiz küflendi. Ama hüzünlerimiz vardı, pencerelerin çürüdü. Beni kendine kinle yapıştırdın, bunu affedemedim.