ADSIZ KEDİLER

    Sen orada kalbime; arabanın ön camına saplanmış ölü bir geyik gibi, kanlar içinde, hareketsizce acı veriyorken; acımasız bir kar başlıyor. Bunlar mevsim normallerinin çok üzerinde intiharlar. Anımsadığımız hiçbir şeyin gerçekliğinden emin olamayışımız da bu döneme denk geliyor hep. Ve ben seni unutuyorum ışıklı bir ağacın yanından geçerken, ama sadece bir an için. Sonra yorgunluğunu üzerinden atan hatıralar üşüşüyor başıma. Hiç üşümüyor oluşumla gurur duyacağım bir coğrafyada değilim. Yüz tane zarf aldım mesela, içini neyle dolduracağımı hiç bilmediğim. Zaten dolmaz ki içi insanın da suyla kaplı bir boşlukta oradan oraya oradan oraya salınırken. Eti acıtan ne kadar çok duygu vardı, bir hatırla. Hep bileklerim ağrıyor ama sesimi çıkartmıyorum. Sabah karanlığında midemi bulandıran kahve ve sigara. Kahve ve sigara. Kahve ve sigara. Sonra aniden ağaçların ardında gün doğuyor. Hızlı tren yavaşlarken, ah canımın içi, seni ne hallerinle hatırlıyor ve ağlıyorum bir bilsen. Seninle hiç göz göze gelmediğimiz büklümleri bunlar doğanın. Hep başka yerlerdeyim oysa. Hep kendime en uzak olduğum köşedeyim. Hiç bilmiyorlar kimleri affettim, kimleri hiç affetmeyeceğim. Ama bana hatırlatman lazım. Parmaklarımla ördüğüm halatlarla bağladığımı kendimi ve hiç iyileşmeyeceğimi. Belki bir parmak izimin içine gizlediğim yüzünü bulurlar. Gülümsemediğini hatırladığım fotoğraflara gömerler beni. Bir şeyin ucuna bağlı ama her şeyden bağımsız salınan şeyler gibi. Ama biz kurtulduk. Hiçbir kitabın içine sığmadı adımız. Unutulduk ve hafifledik. Kırık melekleri topladılar ayakuçlarımızdan. Uykumuzu bölmeyen bir sessizlik içerisinde yaptılar bunu. Ve bir sabah, sadece biz de değildik üstelik, düşman uyandık. Tekerrür olsun diye bakışlarımı başka bir şehirde bırakıp döndüm. Öyle şaşkın, başının üzerinden bir uçak geçmiş gibi, korkuyla karışık, yine şaşkın. İçinde olmadığı her anı merakla takip eden bir kimsesizliğe dönüştüm. Yalnızlıkla baş başa kalmışlıktan deliren kadınlarla konuştum. Küllükte yanan sigaraları tıpkı kendi hayatları gibiydi; kontrolsüz ve geçişken.  Bir söz verdim, duyamazdın, burada da yoksun. Ocaktayız kasımpatı, ama hala tomurcuk veriyorsun, dedim. Evin içine doldurduğum çığlıksız kuşların kuru dalları ile beni de ateşe ver, yoksa nasıl geçebilir ki? Kırılan kabuğunun yangını andıran sesi, gözlerine biriken güveler, oysa kasıklarını lavantayla doldurmuştum sen uyumadan önce. Kırılan her camdan yükseliyorsa sesin bir sebebi olmalı. Bir vicdan kırıntısı kalmış olacak ki, başkaları âşık olsa da ağlıyorum. Oturduğum masada dirseğimin derisini bırakıp eve döndüğüm gecelerde, uykuya oksijensiz dalmak üzereyken tam da, bir iki kesik cümle, hepsi de senin derli toplu ağzından yükseliyor. Seslensem dönüp gideceksin. Tüm tadımı ve beni yaşatan acıyı da kaybedeceğim.