ALNINDAN ANLADIM PİŞMANLIKLARINI, ÜZGÜNÜM, İZLERİN ÇOK DÜRÜST

    Başka birine dönüştüğümüzü hatırlattık birbirimize. Bu tam da istediğimiz şey değildi belki. Ama sen inkar edemeyeceğin bir huzursuzlukla taçlandırıldın. Benimse ellerim boşalmaya başladı. Neyi tuttuysam düşürdüm ve kırıklıkların üzerinde yürüdüm. Alıştım. Alışmış olmanın acımasızlığına bile alıştım.

    Bir yer vardı. Okuduğum kitapları bile hatırlayamadığım. Pencereden bakınca hiçbir şey göremediğimiz bir boşluktaydık. Zaman zaman sarılmayı deniyorduk. Eminim ki beni en çok uykumda seviyordun. Çünkü herkes böyledir. O zamanlar bunu bilmiyordum. Merhametini üzerime alınmıştım ve buna çok inanmıştım.

    Duvarlar bize ne kadar sadıktı bir düşün. Kimsenin sırrı dışarı çıkmadı o odalardan. Yerdeydik ve seni hala seviyordum. Beni öldürmenin hiçbir anlamı olmadığını da biliyorduk. Seni neden bağışladığımı soruyorlardı, kaçıyordum. Şimdi bambaşka mutlulukları var onların. Dalga geçtiler, dalga geçtik ve şimdi, çok yabancıyız.

    Sigara dumanıyla kutsanmış aşk bakışmalarını da unuttuk. Unutarak yaşayabiliyorduk belki. Hala sana kızmıyordum. Bu dünya iri desenli bir kumaş parçası benim için. En azından bir tek buna inanabiliyorum. Ve bir gece genzime sinmiş aseton kokusuna hiç aldırmayarak sana ellerimi vermiştim. Ve sonra neye uzansam hep sen var oldun. Kristal aydınlığının altında omzuna yaslanıyorum ve her şey birden geçiyor. Buna zaman da dahil.

    Sabah olmasını bekledim, mide bulantısı geçmiyordu. Bir hareket tutması gibi, gözlerin beni tutuyordu. Kusacak gibi oluyordum bakışlarını bana diktiğinde. Öfken gün geçtikçe büyüdü ve sonunda birbirimize benzedik. Aynı tekniğe sahip katillerdik. Bu yüzden hiç öldüremeyeceğiz birbirimizi. 

    Ama duvarlar hiçbir sırrı dökmedi başkalarının yatağına. O odalara kim girdiyse biz olmadan çıktı oradan. Başımın üzerinde sallanıp duran hatıraları birer birer yakaladım. Pencereden fırlatılmış öksüzlüklerimizi de hatırlattım sana. Şimdi şehre çok isteksiz bakıyoruz. Yan yana olmamız kimse için bir şey ifade etmiyor. Tüm hainliğimizi kaybettik. Yalan söylemeyi unuttuk. Rüyalarla dalga geçmeyi ve bağışlar gibi görünmeyi.

    Havai fişeklerle aydınlatılmış yalnızlık gecelerimize bir bak. Rutubetli yatağa sığınan çocukluğumu da unuttuk. Ve sonra ben ağladım.  İçimi küf sardı. Tüm duvarlar ve sönüp duran yıldızlar da geride kaldı. Tüm o kokuları da unutmayı dilerdim. Çekmecemi açtıkça yüzüme çarpan bir sen düşün, ne korkunçtu. Özlemek insana pek çok şeyi bilinçsizce yaptırabiliyordu.

    Ama sonra ben önüne geçemediğim bir akış içerisinde ilk önce beklemeye inandım. Sonraları kabullenmeye inandım, dönmediğinde. Buna bir gün bile biçmiştim kafamda oysa. Oysa kafamda en ufak bir yer bile kalmamıştı. Tamamen acıya doymuştum. Bunu kabullenmek kolaydı işte, daha fazla acıyamazdı. Kendime daha fazla acıyamazdım.

    Sonra yalnızlığa inandım. En kolayı belki de buydu. Yüzümü ve sesimi sildim önce. Sonra cümlelerim ve en sonunda da kelimelerim. Artık her şey kontrolüm altındaydı. İstemediğim sürece kimse bana ulaşamazdı. İnkar etmeyeceğim, biraz kalp kırdım. Ama hep bir kurban verilir.  Ve sonra tesadüfe inandım. Ah, buna sen bile inanabilirdin. Buna herkes inanır. Ve bu iyi değildi işte. İyi olmak zorunda değillerdi.

    İyi değildim artık. Delirmeye yakındım belki. Ama sonra iyileşmeye inandım. Bunlar bir süreçti işte, kendim olabilmem için. Beni yanlış yarattığını kabullenmem için. Gücünün farkında değildin, küçük deneyler yaptığını sanıyordun üzerimde. Ama ben bozuldum. Onarılamayacak kadar bozuldum. Ve bana bir kesik attıklarında senin izlerine de eriştiler. Yine ağladım. Ağlamamalı insan, geçmiyor.

    Uğuldayan kulağımla seni, kuruyan gözlerimle başka birini, kilitlediğim çenemle de bambaşka birini düşündüm. Belli bir saate erişildiğinde elimizde sadece düşünceleri kalıyor onların. Gerçeğe yakın bile olmayan, hafifletici sebepleri bol. Ben sana her şeyi yaptım. Sen bana her şeyi yaptın. Buna aşk da dahil  Yine de iyileşemedik. Çürük kalbim düzelmedi. İnanmaya değecek bir şey yoktu ki ortada hem. Sisten bir şey göremediğimiz günler çoğunluktaydı. Sonra, unutmaya inandım. Kendimi, nerede yalan söylemeye başlayabileceğimi, kimi sevdiğimi, nasıl sezdiğimi, sahiplenmeyi, tutkuyu, zaafı ve aşkı da.

    Yonttuğum ellerini hatırla. Şekillendirdiğim dudaklarını, omuzlarını, sırtını, sıkıntını ve hıncını.  Her hikayeye sızdın ve katil hep sendin. Evet, bu benim sorunum. Benim sorumsuzluğum. Ama son olarak bunu düzeltebileceğime inandım. Bir iki fotoğrafta, o bakışımı gördüm. Kendimden bile gizleyebildiklerimi gördüm. Ne çok zaman alıyor insanın kendinden kurtulması. İstersen bir düşün. Henüz vaktim var. Bakışlarındaki ise bak, orada neyi yaktığına ulaşacaksın.