YOKUŞ VE GELİNCİK

Mutsuzluğun sebebini de bildik ansızın gecenin birinde.

(Ellerin de yeminini bozup gitti, kimse çözemez artık o düğümleri.)

 

Boğazımı sıkar gibi kindardın geceleri.

(Ben bulutlara söyledim, sana yağmur dönsün.)

 

Çocuk gülüşmeleri yokken de güzeldir bazı bahçeleri şehrin.

(Geniş beyaz bir mermerin harelerinde, suskundur şimdi o kırık fıskiyeler de. )

 

Bana yorgun bir saksağanla göndermişsin mektuplarını.

(Kimse kibar değil senin kadar, zamansız vedalarda.)

 

Dur da azıcık, raylardan süzülen pişmanlıklara dalalım.

(Küflü, yeşil, loş ve nahoş gölgelerde gizlendik hep, biraz aydınlanalım. )

 

Bir daha denersem affedilmeyeceğim.

(Avuçlarımda yazıyordu, heceleyerek okudum.)

 

Bir sistir adın senin, kirpiklerimle dokunurum.

(Kimsesizdir huzurun, buğun ve gururun.)

 

Taşımaktan yorulduğun anıları bırak ayakuçlarıma.

(Avucumdan su içecek kadar güvendin mi ki bana?)

 

Hep bir şeyleri bırakmaya çalışır insan böyle zamanlarda.

(Sana tamamlanmamış sayfalarda bir aşk bırakıyorum, onu yargıla.)

 

Bir gemideyim ben, rüzgârlı ve mutsuzum, gidemiyorum.

(İçimde bir nokta ağlayamadıkça seni özlüyor geceleri.)

 

Hep aynı zamanı kolladı yaralar, bir hesapla bak.

(Cesaret ister bükülmüş bir dudağa gizlenmiş özürlere aldanmak.)

 

İstesem de kurtulamayacağım, çirkin bir adla lanetlenmiş gecelerim.

(Hiç de kendine has değil eski kadehteki yağlı parmak izlerim. )  

 

Gidiyorum, ne kadar gitsem de uzak; her yer senden çok uzak.

(Ağır aksak yürüyen bir evrenin bahçelerinde tetanosa yenik çocuklarız.)

 

Çalıların arasından çıkmış kan ter içinde, gözleri ve kalbi de çizik üstelik.

(Kimse sarılmaz onun küskün çocukluğuna mayıslarda.)

 

Ağlamak gibi gelir ve yersizdir ölüm.

(Dizlerindeki izlerde gizler o çığlığını hüznün.)

 

Beni gözlerinin yatağına, aldatıcı kelimelerinle bağla.

(Alnımdan fışkıran kanla temizlensin bulanık bilincimiz.)