BUĞUYA YAZILMIŞ NOTLAR

Yersiz virgüllerle sıralanmış cümleler, bunları hiç düşünmemiş miydim azapları, yağmurun temizlediği cılız çamlar, fotofobi, hep bir baş dönmesi ve ben sana aşığım. Tüm bunları bir kalemde söyleyebilecek gücü bulacak kadar; saçmalayacak kadar aşığım. Bir akordeon böler sessiz avluları. Topluca öldük kaldırımları yenilenmiş sokaklarda. Kimseye anlatmaya cesaret edilmemiş kâbuslar gibi, sızı gibi kaldım orada. Köşelere gizlenemeyecek kadar biçim yoksunu bu sevdam. Kendimi neyle cezalandırdığımı da hatırlayamıyorum üstelik. Yutkunuşuma baksaydın, anlayacaktın tüm geride kalanları. Birbirine uzaktan kin kusan insanların arasında geziniyoruz. Sürekli, ama sürekli özlemekle meşgulüm. Karıncalanıyorken kafa derim, düşündüğüm tek şey nasıl hissettirirdi dokunsa bana ellerin.

Bir yere yazmam gerekirdi, şimdi unuttum. İstediğin bir şey mi vardı, ne demekti o kelimeler, hiç bilemedim. Bilmem lazımdı bunu. Belki bunun yüzünden çarpıyordur kapılar. Belki rüzgârın, bunun yüzünden geziniyordur peşimde. İkimiz adına bir cümle kuramaz oldum. Üzgünüm, ayakkabılarımı kirlettim düşünürken. Toza ben de bulandım üstelik. Her yerinde duranın kaçınılmaz sonuna eriştim. Ağlarken apartman boşluklarında güvercin yavruları, pencereleri kapadım. Kulaklarımı kapadım. Gözlerimi kapadım. Huzursuzluğum ve ıslak camları kaçakların şehirlerinin. Doğru söylüyorlardı, göçebe gibi yaşayamazdım.

Kimilerine verilmiş gidebilme gücü, bende hiç yok. Susabilmek ve umursamamak da öyle. Herkes kadar unutkan öleceğiz. Şimdilik bunu öğrenebildim hayatta. Hatta hatırladığımız insanların bile, adlarını da kaybedeceğiz. İkimizden birinin elleri kimsesiz olacak. Düşününce sokağa bakıyorum. Belki geceleri uyuturuz birbirimizi. Sana, nerede sevmeye başladığımı gösteririm seni. Nerede burkulduğumu. Nerede unutulduğumu. Nerede gizleyememiştim gülümsememi, nerede kaldırımları işgal etmişti sevincim.  Ve bir gün kelimelerin silinmeye başladığında, topuğuma kadar uyuştum. Hata yapmak korkusudur tam da bu. Bildim beni ne zaman sevdiğini, sevmediğini.

Kendini tekrarlayan bir hal aldı geceler. Acıma çizik atmaktan keyiflendi. Seni özleyip durdum. Güne de yayıldı üstelik. Belki, yıla bile yayıldı. Gündüzleri fotoğraf sergisi, geceleri hüzün dinletisi. Sürekli sarsıntı, sürekli çarpıntı. Belki bir takıntı gibi hatta. Hatta ben, parçalanmış defterlerin arasında adını her görüşümde duyduğum heyecanı da, paketleyip hislerimle, sana vermek istedim. Ama yine de ne yaptıysak kırgın kaldık. Gök gürültüsüne uyanan çocuklar gibi, korkak kaldık. Kütlesiz kelimeler gibi ağırdık.