Oturmuş güzelliklerinden bahsediyorsun geçmişin. Dinlesem fedakâr bir adamsın, âşık bile olurum yeniden. Ellerim zarif dalgalanıyor da gözlerindeki öfkeyi önceden tanıyorum. Beni hiçbir anıya yakıştırmıyorsun ki bu da önemli değil. Seni her sabah affediyorum. Ömrümden çalıyorum ki bu da önemli değil.
Asla eskisi gibi olmayacaktır şehir. Nereye kokumuzu bıraktıysak lanetli. Benim uykum bölük. Sen sözlerini toparlamışsın. Gidiyor musun? Gitmezsin. En azından bana bir gölge bırakırsın, geceleri boğazımı sıksın diye. Ben seni ne çok sevebildiğimle övünürüm, kalbim kırık doğduğum halde. Kalbim bozuk olduğu halde sağlam sarıldım sana diye övünürüm.
Söndürdüğün sigarayı da saklayabilirdim. Her gece bir başka gecenin hatırasına ağlanır yalnızlıkta. Duvara yazılmış satırlar karalanır. Bir masa lambasının ışığına sığınılır. Rüzgâra küsülür, yağmura sövülür. Beni perdeler gizlemez. Sen arka odalara gizlen istediğin kadar, sesim erişir sana, sevgilerini susuşuna.
Ben bildim nerede koptun etimden. Ben bildim nasıl bir kansersin içimde. Gördüm kızgınlığının rengi ne, sevginin salgısı ne. Nasıl sarılır inan kaybettiğine, gördüm ben. Ama birikmiş cümlelerinle kefaretini ödedin. Sonra yeniden yaralayarak, eski yaraların tam üzerine, tüm zemini unutarak. Bende bileyledin kendini.