Günleri de baştan başlat. Kimi kimin yüzünden tanıdığını bile unutarak. İsimler ne ki? Gözlerini hatırlayamadığımız insanları tanımlamamız içindi onlar. Çoğu şeyi geçiştirelim. Nasıl olsa geçiştirildik biz de. Yalnızlar mı? Yağdı bitti, elleri ayrıldı. Bana çatlak bir kemiğin acısını hatırlatıyor sürekli. Bir başkasının çığlığını hatırlatıyor. Yüzüme dizilmiş. Çoğu zaman kurtulamıyorum. Kendi elimden çekiştiriyorum, farkında bile değilim. Yalan mı söylemelidir, sessiz mi kalmalıdır? Bunun kararını veremeden geçiştirelim. İsterdim. İstemiyor.
Bir imdat freni koyamadılar hayatlarımıza. Yara bere ve tedirginlik içerisinde kendimizden defalarca iğrenerek sürükleniyoruz. Ben mi karamsarım? Hiç de değil. Öncesini hatırlıyorum, sonrasını biliyorum. Anın anlamının içine girdim. Eriyorum. İnsan döner kendini terk ettiği yere de. Gözleri iki misli açılır, ağzı iki misli kapanır. İki misli büker kendini. Dalgınlık, kırgınlık, neyi unuttuğunu hatırlayamamak… Hepsi birden işgale başlar.
Duvarların maskeleri dökülmeye başladı. Taşlar cilasız, gittikçe daralan bir boşluk. Bunlar benim bir güne sıkıştırabildiğim acılar. Yine de ölmüyorum. Aynı hızda eriyen iki mum gibi birbirine düşman, birbirine dost geçiyor hepsi. Çizmelere çiçek filan ekerim diye düşünüyorum. Artık hiç dışarı çıkmam diyorum. Sigara içmesem de olur. Kahve içmesem de olur. Eksilse ne olur? Tüm bunlar eksilse ne olur?
Eski odaların anahtarlarını biriktirip de… Açılacak bir kapı kalmadı, kendine bunu hatırlatmak için mi? Geriye kalan neyi sakladık? Kristal avize taşları, altında gülüşmüş. Hatıra defterlerinin kilidi, sırları bile olmuş. Kopuk kolyeler, eskimiş. Bazı çanlar, çıngıraklar, sigara ağızlıkları, pikap iğnesi kutuları, ıvır zıvır ne varsa geçmişe ait biriktirip de… Bir geçmişim olmuş. Birilerine ait olmuşum, birileri ona ait olmuş; demek için mi? Bir şeylerin parçası olmuşum. Bir yerlerden birilerinin yanındayken geçmişim; demek için mi? Ama sen neredeydin?
Yarısı net hatırlanmayan birkaç yıl. Unutulmuş isimler, gözler, eller, sesler. Bol yağmur, az kar, çokça güneş. Yirmi ya da otuz kadar kedi, koyna alınmış. Yüz elli ya da iki yüz kadar kedi, gıdısı sevilmiş. Başkalarına ve aşka ağlanmış pazar günleri. Az yeşil kuş, bol polen, en çok da yokuş. Çocukluk atları, adını durduk yere telaffuz etmek. Herkes var. Kedilerin mezarı bile var. Hatırlandıkça ürperten kâbuslar bile var. Sen de vardın, oradaydın, burada değil.
Böyle zamanlarda ağlasa insan, açıklama yapamaz. Ağlamaya bile açıklama yapılır, ayrılığa yapılmaz. İnsanız çünkü. İnsanlar birbirini koparır. En azından bunu biliyordum. En çok da bunu biliyordum. İnsana ait her türlü şeye inanıyordum da, insanın kalıcılığına inanmıyordum. Kendimi tekrarlayayım, bırak. Bir yankı olarak kalsın kimi nasıl sevdiğim. Oyalanayım. İçimdeki ine gizleneyim. Başkalarının hikâyelerini dinleyeyim. Bir değişiklik yapıp, tolerans göstereyim. Kimse beni sevmeden, ben kimseyi sevemeden, geçiştireyim.