SENİ GÖRMEMEK İÇİN UYANMIŞ OLAMAM

    Sokak sakin. Başka bir şeyler olmalı. Bir kedinin bir insanı sebepsiz yere uyardığı nerede görülmüş? Haksızlığa uğramış şarkıları saplıyorsun kalbime. Seni kimse sevmeyecek, bilmiyorsun. Boğazımda çok kuru sözlerin, laf olsun diye yutkunuyorum. Kendi başıma bulamayacağım bir ıssızlığın ortasındasın sanki. Gecenin dördünde kendime günaydın dediğim bir yalnızlıksın. O zaman beni çocuklar da mutlu etmiyor. O zaman beni kim ısırırsa ısırsın gülemiyorum. Kim parçalarsa ellerimi, gülemiyorum. Kimse boynumda sahici bir nefes değildir, biliyorum.

    İmkân veremiyorum. Canlandıramıyorum benden uzaklaşma anını. Belki kendimden başkasını önemseyemiyorum o sahnede. Gözümün önünde birbirinden kopartılan bir anne ve çocuğu beliriveriyor. Ağlayan bir çocuk, çocuğunun kolunu tırmalayan bir anne, tutabilmek; çekebilmek için kendine. Sonra aklıma bambaşka bir hikâye geliyor. Boğulurken kuzeninin saçlarına tutunan, avuçları saç dolu ölen bir kızın hikâyesi. Hep tutunduğu elinde kalanların hikâyeleri işte. Hep bir parça kopartan. Ama işlevsiz. Ama gereksiz. Ama her şey can havliyle.

    Olabileceğim kadar kendime yakınım. Olamayacağım kadar az saldırganım. Tatsız bir an bile olsa, özlediğim onca şeyin arasında mı yer alacaksın, ne korkunç. Ellerine kimin baktığının, kimin dokunduğunun bir önemi yok ki. Benim içimde çirkin bir şey kalacaksın, ne korkunç. Olası mutsuzluklara çok rahat yaslanacağım. Birinin kolunun altındayken sıcak ve mutsuz, uzaklara dalacağım. Tahammül edemediklerimi düşüneceğim. Tahammül ettiklerimi düşüneceğim. Berabere kalacağım kendimle.

    Her defasında daha zor oluyor. Gidip de kaybolmaya üşenirim. Birilerine anlatmaya çekinirim. Taşa taşa kaynayan bir şeye dönüşürsün içimde. İçimde dibin tutar. Tekrar tekrar akşam olur. Tekrar tekrar akşam olur. Saatlerin geçmediği saatleri aynı gölgelere bakarak geçiririm. İçim ziftine bulanır.  Bana ninni söyler kediler. Ağlayarak uyurum. Günsüz uyanırım.