AŞKIN OTOMATİK ÖZÜRLERİ

 

Gitmek neye benzerdi ezbere biliyordum. İlk kelimeyi hatırlayamıyorum şimdi. Hatırlasam yıkılacak rüyaları dizlerime. Ah canım, hüzünlendim. Bizim sokaklara benzeyen sokaklardan özgürlüğüne kaçan çocukları düşündüm. Gitmenin kolay, kaçmanın zor oluşunu düşündüm. Gözlerinde güneş tutulmaları, ellerinde kuru yapraklar. Kalbimi tekrar tekrar ezdiler de, senden beklemezdim bunu dedim. Yankısında hep başkalarının kahkahaları vardı. Beni kendi kalbiyle sevdiğini sanıyordu oysa.

Bir geceydi, dönüyordum. Hangisi memleketimdi, hangisi evim; bilmiyordum. Işıklandırılmış tüm acılarınla karşımda dikilmiştin. Ben nereyi özlüyorum? Ben hangilerini kucaklıyordum? Bu yokuşlar benden eski. Bu düşüşler benden olgun. Tutunduğumuz sözlerimiz vardı da, ruhumuzu kurtarmak için kaç kişi öldürmeliydik, hesaplayamıyordum. Duraklarda göz yakan ışıklar, ileride sonsuz bir sis. Biraz daha başımızı kaldırsak sanki bir deniz göreceğiz sanıyordum.

Bana hissiz gelişlerin çürüdü durdu tükenmeyen koridorlarında kahrımızın. Kalbimi haşlayan ne kadar his varsa yıktın üstüme. Bana sesleniyorlardı. İstesem kaçardım. İstesen sustururdun beni. Beni ben yapan bu büyük eziyeti. Aramızda sadece bir saniyelik karar duruyordu. Uzaklara bakınca geçmiyor. Elini tutunca da geçmiyordu. Şimdi bütün parmaklarımı kırsam da geçmeyecek. Bu beceriksizliği çoktan sahiplendim. Bu beceriksizliği tekrar tekrar doğurdum. Sen de kanınla emzirdin mi hiç acılarını? Büyüdükçe sana yer kalmayan bir yalnızlığa ağladın mı sabahları?

Bu şarkıları da küçümse. Bu yaşları da küçümse. Sanki kolay şeyler yaşanmış gibi. Yalnızlığınızdan yakınıp durdunuz. Sonra insanlarınızdan yakınıp durdunuz. Beni yakıyordunuz, farkında bile değildiniz. Öfkenizi emip duruyordum sürekli. Bir doyma noktam yoktu. Yetmiyor sandınız, sızdırmıyordum kendimi size hiç. Beni nereye getirip bıraktığına bir bak? Kendini toparlayamaz ki kırıklar. Ne diye bağırıyordu sokaktaki adam? Ya vefasızlıktı ya ihanet. Sizde hepsi vardı. Merhametsizliğinizle taçlandırdınız kendinizi.

Kimseye ev olmayacak sislere gizlen. Şimdi beni sirenler de ayartamaz. Eve yayılan o sıcak kokunda gizlice ağlayan hücrelerim de gizlidir. Bu hava seni ısıtır, beni boğar. Ama gökten indirdiğim tüm o hislerimi, kim kırmışsa kollarını önceden, bırakamadım koynuna. Sen yine de getir, eski acılarını da taşırız. Tüm ölülerini kucaklarız, getir. Bir hayalle konuşmanı da dinlerim geceler boyu. Islak enseni solurum, hepsi geçecek derim. Görmeye dayanamadığın kabuslarını da getir.

Beraber yaşlandığımız tozlarımız, dökülmüş kedi tırnakları. Hiçbiri ölmedi, beni ağlatarak yaşıyorlardı. Gizlenmeyi iyi biliyorlardı, görmediniz. Patlayan yaralarımdaydılar, sen de yakından bakmayı bilmedin hiç. Şimdi hangi pencereden düşerim, hangi taşın arasında çimlenirim, bilmiyorum. Öyledir bazı şeyler, yağmur yağmaya başladığında biter. Oysa arınmak ne kolaydı dört duvarın arasında. Duasız ve tanrısız.

Bunları keşke sen de görseydin. Bunları keşke sen de duysaydın. Kendini toprağa gömüşün de benimdi. Bu kızıllıklar, bu ayaz, bu tüm derimi parlatan sümüklü böcekler. Senden bana tetanos gibi geldi hepsi. Kaskatıyım. Kaskatıyım. Kırılamayacak kadar katıyım. Güneş geçmiyordu hiç içimden. Karardıkça ruhum, sana boğuldum.

Tüm o sokaklar nereye çıkıyormuş, şimdi biliyoruz. Yüzüme hayretle bakışındadır cevaplarım. Kalbimden tüten dumandan buruşturduğun yüzün bir zamanlar göğsümde gülüyordu. Beni seviyordun, bunu herkes bildi. Benim yükselişim ve cinayetimdin. Düşünce yaşamaya başlamak neymiş, öğrendim. Bir kalp kırılmasıyla kozamdan çıkmıştım. Sonra tekrar tekrar. Rengim yitene kadar denedim. Başarısızlığın da bir adabı vardı. Onun ahengini de kaçırdım sonunda.

Elleri acemidir, yüzü paslı. Biçimsiz ne kadar şey varsa cebine doldurmuş, taşıyamıyor artık kendini. Açsa kollarını yaprakları dökülecek. Açsa gözlerini kör olacak kendi ihanetinden. Adını unuttuğum kitapların son cümleleri olacak. Nasıl kaçar ki insan tüm o katil hayaletlerinden? Taşan sütün cızırtısında gizlidir onun da hüznü. Açsa kalbini, nefesini yitirdiğini görecek belki.

Bir kavanoz dolusu yıllarım var. Kırımızı kilitler ve çatlak cam boncuklar. Sen bunların değerini bilemezsin. Senin hatıraların eskimeye yetmiyor. Duvara yansıyan dallarda isimsiz kuşlar. Ötüşü yitmiş sabahlar. İçimde cirit atan güvelerimle, burada, güvendeydim sanıyordum. Tutsakmış kanım bile. Topraklarında yuvarlanıp inlediğim, camlarından ışık gibi sızdığım, tırnaklarının arasında biriktiğim; sana da bir isim vermiştim. Öylece gidiyor musun?